18 Şubat 2018 Pazar

şubat bitiyor

göğüs kafesimde ki ağrının sebebini bilmiyorum
akmak için can atan göz yaşlarıma bir ton küfür yağdırıyorum
sahnede herkes pür dikkat izlerken beni
mikrofona yaklaştım
bir şekilde zapt ediyorum,
kendimi ve düşüncelerimi.
gözlerim dalıyor insan kalabalığına,
ve yazmış olduğum dizelerin birine başlıyorum.
"durgun bakışların,
griliğini bozmuş.
söylesene çocuk,
sana ne olmuş!
bir iki kelam et,
yalvarırım.
söylemeden geçemeyeceğim,
ne büyük haz,
göz yaşlarının sebebi olmak.
üzgünüm, bu delilik
çıldırırcasına içine hapsolmak
zincirlemek sana kendimi.
belki bir gün diye başlıyorum satırlara,
çünkü söylerdik biz
o dik bakışlı insanların karşısında
belki bir gün diye,
çığlık atarcasına.
belki
bir gün,
çıkmaz olduğunu bildiğim bir yola saparım
şayet, 
belki bir sis
ya da bir arnavut kaldırımı,
rast gelmemizi sağlarsa
vakit akşam üstü olsun
gün batmış,
gürültü dinmiş
insanlar gitmiş olsun.
bildiğim bir sokak lambası var
dibinde uyuyan bir köpek.
tam orada,
solgun teninin 
bana vermiş olduğu izin ile
dudaklarımla
yumuşakça öpmek isterim seni,
bu duygularını da öpmek demek.
kalp atışlarını işitecek o sıra kulağım,
tedirgin ve heyecanını hissedeceğim ellerini tutunca,
yağmur yağacak.
ıslanmayı seviyorsun ya sen,
tanrının sana bir armağanı olacak bu.
bilmiyorum, belki de bu armağan banadır.
ama bir isteğim var
küçük bir istek.
boğazımdaki kuruluğu gider
çünkü o kuruluk yutkunmama izin vermiyor
bir iki cümle bahşet,
dudaklarından dökülecek tüm kelimelere talibim,
her heceye razıyım.
bana bir şeyler söyle,
bu baharın kalıntıları hakkında olabilir,
ya da içtiğini sigaranın markası hakkında.
yaşanılanları boşa çıkartmayacak bir iki cümle söyle.
konuşmamı sağlayacak bir şey,
çünkü boğazım acıyor,
göğüs kafesimden bahsetmiyorum bile.
vereceğin bir iki cümle
su gibi gelecek kuraklığıma.

25 Ocak 2018 Perşembe

karanlığı soluyorum

zifiri bir karanlık var düşüncelerimde
bulunduğum cadde sisli
nerede bu sokak lambası,
nerede yağmur damlaları
gök gürültüsünün sesi kulaklarıma doluyor
yankı yapan bağırışlar mevcut
zihnim korkutucu
biraz da kalabalık
ellerimle etrafımı yokluyorum
adım atmaya korkan ayaklarım
titremeye başlıyor
dizlerimin üzerine eğiliyorum
kulaklarımı kapatıyorum
kahkahaların artması kafamdaki seslerin artmasına yol açıyor
duymak istemiyorum
kulaklarımı kapattıkça şiddetleniyor sesler
birileri yaklaşıyor
ve görüş açıma giriyor birkaç çift ayak
birinin beni çekip kurtarmasını diliyorum

fotoğrafın arkası

bu gece sen yoksun
olsan bir şeyler değişir miydi,
belki düşüncelerim değişirdi
bilemiyorum
hislerimin karşılığını lügatta bulamıyorum
bu yüzden kelimelere dökmem bir hayli zor
bildiğim bir şey var,
kesin emin olduğum bir şey,
çok karışığım.
haddinden fazla karışığım
ne ileriye gitme tahammülüm 
ne de geriye gitme umudum var
olduğum yer bataklık
aşağıya doğru çekiliyorum
bir ağaç var dibimde
oturmuşsun bir dalına, beni izliyorsun
inip gelmeni bekliyorum
inmeye korkuyorsun,
korkmazdı o diyorum
böyle yapmazdı
yapıyorsun
bataklığa girmek cazip geliyor böyle düşününce
ürkütmüyor aşağıya çekilmek
üçüncü biram
biraz daha yudumluyorum
kalem tutan ellerim terlemiş
bir yandan da soğuğum ama
üşüyorum
mumlarım eriyor
birkaç düşünce eşlik ediyor yokluğunda bana
hayır diyemiyorum
çünkü ihtiyacım var onlara.

21 Ocak 2018 Pazar

engebeli yolun ortasındayım

yola çıkıyorum,
uzun bir yol.
pencerem yola bakıyor,
diğer taraf dağların karanlığı.
akıp giden yolu izliyor gözlerim,
yolun üstündeki çizgiler hızla geçiyor gözlerimin önünden.
takip edemiyorum,
hiçbir şeyi.
kulağımda bir kulaklık
farklı farklı sesler.
avuçlarımın arasında sıcak kahvem var.
uzun virajlardan,
uçurum kenarlarından geçiyoruz.
otobüsün içi sessiz,
herkes uyumuş.
ben ise yolu izliyor, düşünüyorum
camın yansımasından beliriyor yüzün,
uzunca izliyorum seni
tenine yakışan sakallarını,
kıvrılmış dudaklarını.
derin nefes aldım,
gözlerimi kapattım.
yanımda bulunan çantamdan kağıt ve kalem çıkarttım
aklıma gelen sesini karaladım kağıda
düşüncelerim git gide büyüyordu.
zapt etmek ne mümkün!
beni geçmişe sürüklüyorlardı
ve engel olamıyordum
bağırış ve çığlıklar
bir yandan deli gibi bir tutku
bir yandan nefret edercesine haykırış
kuruyan dudaklarımı ıslattım
terlemiştim
ağzıma gelen tuzlu ter
biraz daha sakin düşünmem gerektiğini söylüyordu
yolu izlemeye koyuldum tekrar
sonra kağıttaki yazdıklarıma baktım
kalemi tutmak istemiyordum
kırıp parçalara ayırabilirdim kalemi
böylece sinirimi biraz daha azaltabilirdim
büyük bir yanılgı içerisinde olduğumu fark ettim
yazmak bana göre değilmiş
kelimelerim tükendiğinde anladım
binlerce şey var kafamda
ağırlık yapan çok düşünce var
yazmayı bırakıyorum
anlatmayı deniyorum
ama anlatsam uzun sürer diye başlayamıyorum
ya da nereden başlayacağımı bilmiyorum
kağıtlarım hazır değil mürekkep ile buluşmaya
bende kalemi parmaklarımla buluşturmaya pek hazır değilim.
bir süre sonra hiçbir şey yapasım gelmiyor
koltuğa oturup saatlerce vakit geçirebilirim
ayakta uyumaya alışan bünyem
beni yorgun kılıyor
diriltmiyor hiçbir spor bedenimi
ya da ruhumu ayağa kaldırmıyor şarkılar.
aynı saatte
aynı yerde
mahallenin küçük çocuklarını seyretmek
çocukluğumdan bir parça getirmiyor bana
tam tersine,
götürüyor
kaldırım taşlarını mesela,
tebeşiri
diz ve kolumdaki yaraları,
toza bulanmış ellerimi,
dağılmış ve dolaşmış saçlarımı,
yırtık terliğimi.
hepsini götürüyor benden.
onlar da hazırmış gitmeye
bir itiraz bile etmiyorlar
öyle işte
aklıma not etmem gereken bir şey var.
mecal bulabilirsem eğer
yüzüme soğuk su çarpacağım
ve sonra rüzgarın karşısına geçeceğim.
otobüsün rahatsız koltuklarında kıpraştım,
kahvemin son yudumunu içtim.
devam ettim yolu izlemeye
tekrar geldin
camdan yansımanı izledim tekrar
etraf karanlık
beni sevsen gitmezdin diye düşündüm
bunu tartışıyorum kafamın içinde
çünkü
bir insan sevdiğine ihanet etmez
seviyorsa eğer
başkası ile birleşmez elleri
ya da dudakları yabancı bir teni öpmez
boşuna yıpratıyorum kendimi
git şimdi o camın önünden
silikleşti zaten görüntün
uyuyanlara baktım
yarı açık gözler
garip sesler
tekrar döndüm yola
uyku pek bir işe yaramıyordu,
ağlamak da.
sigara içmek de öyle,
alkol almak da adam etmiyordu insanı
hatta dibine kadar iç, sıç, yık ortalığı
istersen feryat figan bağır
çıkartmaya çalış içindeki şeyi
beceremiyordun
camda garip bir silüet belirdi
sen misin o?
eğer sen isen son kez dinle
ihanetin telafisi olmaz
oluyorsa,
çok sevgidendir.
kör etmiştir gözleri.
bağışlayıcısındır
gözlerini değdir gözlerime
sakın başka yere bakma
aç kulaklarını
ihanetin telafisi olmaz
ne gerek var başkasının göğsüne uzanıp
huzuru hissetmeye,
hiç gerek yok.
yaşam devam ediyor
vakit sormuyor ne zaman durup ne zaman ilerleyeceğini bize
dünya dönüyor
sen de git şimdi,
gelmedin zaten
benim için geleceğini de sanmıyorum
o yüzden pek bir beklentim yok
umudum ya da
bulunmuyor bende
kafamı önüme çevirdim
gözlerimi kapattım
açtığımda insanların bana yukarıdan bakmasını diledim

15 Aralık 2017 Cuma

dilim mühürlenmiş

asfalt sıcak.
bir uğultu var peşimde,
yine girmişim o çıkmaz yola.
adımlarımı hızlandırıyorum,
sağım ve solum boş.
insan sesleri gittikçe yaklaşıyor,
uzaklaşmak istiyorum.
hızlanıyorum.
topuklarımda diken varmış gibi
canım acıyor.
fakat durmuyorum,
birkaç tanıdık cümle doluşuyor kulağıma.
seni görüyorum sol tarafta.
sağ tarafım ölüm,
sağ tarafım soğuk,
sağ tarafım feryat,
bıçak,
kan,
pişmanlık,
korku,
hıçkırık,
intihar,
sağ tarafım morg.
solumda sen.
solumda gri,
biraz alkol,
bolca tütün.
solumda isyan,
solumda direniş,
biraz kural,
hiç legal değil.
kafamda insanlar
kafamda kahkahalar
tenimi yırtıyorum tırnaklarımla,
ayağımdaki acıyı yok sayıp koşuyorum.
kurtulmam gerek,
kurtulmak gerek.
her şeyden,
herkesten.
solumda sen.
kahretsin,
gülümsüyorsun.
yavaşlıyor adımlarım.
yanına gelmek istiyorum,
aklım buna engel oluyor.
yine kafamda kahkahalar,
bir yandan cam kırıkları batıyor düşüncelerime.
irkiliyorum,
ürküyorum.
tekrar koşmaya başlıyorum,
solumdan gidiyorsun.
soluma bu kez o geliyor.
yüzündeki gülümseme kazınıyor hafızama
boyalı tırnakları gitmiyor gözümün önünden.
tedirgin bakışları,
safa yatan cümleleri.
ellerimi başıma koyuyorum,
dizlerimin üstüne çöküyorum.
boğazım acıyana kadar bağırıyorum,
kimse duymuyor.
bu kötü.
sağ tarafımda sessizlik var artık,
sağ tarafımda açık bir kapı.
adımlarım kayıyor.
kapının kulpu soğuk,
paslı,
gıcırdıyor.
açıyorum,
giriyorum,
kapatıyorum.

7 Aralık 2017 Perşembe

eksi bir

kalemi ne zaman elime alsam,
ağlamaktan bahsettiğim bir yazı değil bu kez.
kendime bir söz verdim,
ağlamayacağım.
bu defa farklı,
garip.
saçlarımı kestirdim geçenlerde,
yerde saçlarımı görmek beni üzmedi.
sanırım bu duruma alıştım.
uzun süredir yazamıyorum.
kelimeler kinli bana, korkuyorum.
çevrelerine yaklaşamıyorum, geriliyorum.
kalem ve kağıda uzak kalmışım, ne acı.
kararsız ve karışığım.
ya tamamen kaybedeceğim ya da galip geleceğim.
suskun ve sinir bozucu bir insan oldum.
insanların sabrını zorluyorum bu aralar.
elimde olan bir şey değil, hissedemiyorum.
duygularımı tarif edememek canımı acıtıyor.
tek başarım boşluğa takılı kalmak.
geçenlerde doğum günümdü,
on sekiz mumun hepsi söndü,
dileğim yoktu.
inanmam öyle şeylere.
ama mumları üflerken farkındaydım her şeyin.
bir şeylerin değişmesi gerekiyordu.
gittikçe uzaklaşıyorum cümlelerden.

sıfır sıfır

otobüsleri kaçırıyorum
kaldırımları boşluyorum şu sıralar
tırnaklarımı dipten kesmek gibi bir adet edindim
kafamı kitaplardan kaldırmıyor,
kalem ile randevulaşıyorum fırsat buldukça
altı çizili satırlarım ve bir iki dize şiirlerim oldu
silgi tozlarına alerjim varmış bunu öğrendim,
garip
aynalar ile karşı karşıya gelmemeye dikkat ediyorum
göz altlarım beni korkutuyor
ve saçımın yüzüme değmesine tahammül edemiyorum
saatleri attım çöpe, telefonumu dolaba kaldırdım
kitapların ayraçlarını gereksiz buluyorum,
bu sebepten kenarlarını kıvırıyorum
yerde ve masamın üstünde mumlarım var
bir de kahve lekeli fincanlarım
saat yedi buçuk, perdelerimi açtım
gözlerimi kıstım
güneş ışınlarının hedefi olmak kötüydü
sokağın başına ilişti gözüm
sebebi yok
öylesine işte
duraksadım bir süre
boş bir dükkan
önünde oynayan çocuklar