15 Ekim 2017 Pazar

suç ortağı

bir gece yarısı
sokak ortasında
cinayet işledin
sokak lambaları,
yanımızdan geçen sokak hayvanları,
elinde ekmeği ile bizi görünce kaçan çocuk
ve kaldırımlar
hepsi şahit
ağzından çıkıp
kalbimi delip geçen kurşunlara

bu yorgunluk geçici değil, gölgem gibi peşimde

gözümden akan yaşa bir şey söyler misiniz?
ne yeri ne de zamanı
ve şu dişlerimi sıkmak
hiçbir şeye engel değil
canım acıyor
kelimeler de uçuştu kafamdan
girdap çekiyor beni içine
sürüklenmeyi engelleyecek tek hareket bile yapmıyorum
yapsam bir etkisi olmayacak biliyorum
küfürler ediyorum içimden
zaman geçiyor
kimse yok
odada tekim yine
peçeteler yerde
birisi de elimde
sırılsıklam
yanaklarım üşütüyor ıslaklık
pencerenin kenarında duruyorum
hava buz kesiyor
tam penceremin önünde bir sokak lambası var 
ona takılıyor gözüm sonra uzakları izliyorum
odamın duvarlarına gölgeler yansıyor arabalar geçtikçe
yutkunuyorum
üstümdeki boğazlı kazak boğuyor gibi oluyor
çıkartıyorum
tenim üşüyor ama bu durum çok mühim değil
oturduğum yerden kalkmak ve uyumak istiyorum
fakat bunun için çok halsiz hissediyorum
pencereye doğru kafamı yaslayıp 
gözlerimi karanlığa yumuyorum

12 Ekim 2017 Perşembe

yaş on sekiz

iyi veya kötü çok şey yaşandı
beraber tırmandık dik yokuşları
yeri geldi sen,
yeri geldi ben taşıdım sırtımda seni
birbirimize tutunduk düşmemek için
yağmurlar yağdı
birbirimize sığındık,
beraber ıslandık
ailem oldun
sırdaşım
sırtımı yasladığım bir dağ
yeri geldi gölgem oldun
şiirlerimin öznesi oldun,
kalemimin mürekkebi.
müslüm babamın da dediği gibi,
'geceme gündüz oldun'

seninle erken rastlaşmalıydık
yaşadığım her duyguda,
aldığım her nefeste
bir adım ötemde hissediyorum seni.

minnettarım;
yapabildiğin,
yaptığın her şey için.
minnettarım;
iyi kötü demeden bana bir bebek gibi baktığın için
iyi ki doğdun sevgilim
iyi ki doğdun güzel, küçük çocuk.
yaş on sekiz,
daha yeni başlıyoruz.

9 Ekim 2017 Pazartesi

vakit geç olmuş

kafamı yasladığım duvar soğuktu,
üşümüyordum gerçi.
zamanında hastanenin soğuk zemini öğretmişti üşümemeyi,
ya da koridorundaki sandalyeler.
kıvrılıp uyurken üşümek diye bir şey yoktu,
her akşam önünden ölen insanlar geçiyordu,
uykusuz kalmayı,
ya da uyumanın ne kadar gereksiz olduğunu,
hayatın her anını yaşaman gerektiğini öğreniyordun.
pek kaleme alınıp
kağıtlar harcanacak şey değil ölüm
yazmakla veya anlatmakla da olacak şey değil
yaşamadan bilinmeyen şey
pek aklına getirmek istemediğin ama
her karesi aklından da çıkmayan şey.
önceden söylediğim gibi
kötülerin kalıp iyilerin gittiği bir dünyada
çok gariptir yaşam.
çok garip.

1 Ekim 2017 Pazar

iyiler gitmiş

eski bir ev
dolu olan anı
bir de küllük
rutubet sarmış
ama hoş bir koku var
üç beş kişi oturmuş koltuğa
matem var
göz yaşları
eski bir ev
dolu olan anı
küçük bir çocuk var
uçurtmanın ipi var elinde
yerlerde sürünüyor uçurtması
eski bir ev
dolu olan anı
çerçeveler var kırılmış
radyo cızırtılı
sene bilmem kaç
soba yanıyor
duman altı
eski bir ev
dolu olan anı
insanlar var
kalabalık
gürültü ve sessizlik bir arada
şu vakitten sonra
kelimeler anlamsız
ağlayabildiğim söylenemez
delirmenin yakınından geçiyorum
hayat pek de manalı değil artık
kötüler burada
iyiler gitmiş
pencereler açık
hava bozmuş
gök yitirmiş maviliğini 
kapıda bir ayakkabı var
hafızamda bir bıçak
keskin ağıt kokuyor ev
gaflete düşmüş gibiyim
biraz da üşümüş gibi

22 Eylül 2017 Cuma

hızlı geçiyor vakit

zaman geçiyor,
zaman suallerimi dinlemeden geçiyor.
kaldırımda oturup insanları izlemek kadar rutinleşti hayat,
son zamanlarda dilimizi kasıp kavuran bir kelime var,
alışmak.
insanlara alışmak,
duygulara,
gidişlere,
kayıplara,
ayrılıklara.
alışmak istemiyorum ama,
başka çarem yok gibi.
eskiler dün gibi aklımda,
dinlediğimiz ilk şarkı
kulağımda yankılanıyor.
pek bir manalı,
gri.
biraz buruk hissediyorum,
diğer yarım yok gibi.
yalnızım sanki,
güvensizim.
karşıdan karşıya geçerken çocukların eli tutulurmuş ya hani,
sen tutardın benim elimi.
korkmazdım.
özgürdüm aksine.
fakat şimdi sen yoksun,
tek başıma geçiyorum karşıya,
küçük bir kız çocuğu gibi,
elimi tutsun istiyorum birisi.

18 Eylül 2017 Pazartesi

hal, hal değil

kafamda dindiremediğim bir ağrı var
kafamı gövdemden ayırıp kopartmak istiyorum
tenim soğuk
terlemişim
saçlarım birbirine girmiş
durumumdan da hoşnut değilim.
balkona çıktım
esen rüzgar
terimi daha fazla soğutuyordu
ama rüzgarı hissetmeye ihtiyacım vardı.
çünkü toparlanmam gerekiyordu
kendime gelmem.
ben bu değildim,
halim, hal değildi.