27 Temmuz 2017 Perşembe

gece soğuk ve ıssız

'ay gidiyor' diyorsun Ahmet ağabey,
bu gece seni dinliyorum.
içimin ortasına yük oturmuş,
kalk diyorum oradan.
beni dinlemiyor ve oturmaya devam ediyor.
umutsuzluk var yarımda,
diğer yarım boşluk.
kaldırımda oturmuşum yoldan geçenleri seyrediyorum.
hava rüzgarlı ve keyifsiz.
bir taraftan soğuğu hissetmenin tadını çıkartıyorum.
bir taraftan düşünüyorum.
büyümüşüm mesela, on yedi yaşımı bitirmeye gidiyorum.
çabuk büyümüşüm ama
söylemek istediğim çok şey var biliyor musun?
yutkunuyorum.
biramdan bir yudum daha alıyorum.
alkol içimi ısıtıyor bu soğuk havada.
sorun şu ki,
söylemem gereken tonlarca şey var ama ben susuyorum.
konuşursam yanan o olacak.
ben, o yansın istemiyorum.
kendimi yakıyorum.
çok konu var konuşulması gerekilen.
ama ben ağzımı kilitlemiş oturuyorum.
sen hiç anlatmak istediklerini bir bir ağladın mı ağabey?
ben çok ağlıyorum.
belki de ağlamaya sığınıyorum ama engel olamıyorum.
en sevdiğin insandan duymak istemediğin şeyler  duyuyorsun.
söyleyemiyorsun demiştim ya,
dilimi kasıp kavuruyor yalanlar.
konuşsam artık hiçbir şeye gerek kalmayacak.
ama susuyorum.
susmak çare değil,
susmak dibe batmak gibi.
ve ben artık bitişe yaklaştığımı düşünüyorum.
belki ben gidince düşüncelerimin bir manası olur onlar için
belki de ben gidince her şey daha güzel olur.
varlığım bir şey ifade etmiyor ise,
kalmamın bir manası yok öyle değil mi ağabey?
bir şeyler söylesene.
bak gecemi senin sesine adamışım,
bir iki kelam et benimle.
sen de susarsan ne anlamı kalır gecemin,
sana iyi geceler.
ben sabaha sürünüyorum.


25 Temmuz 2017 Salı

diğer yarımı, parçalarımı arıyorum

bir şeyler eksilir,
bir şeylerin peşinden.

soğuk rüzgar sırtıma vurdukça üşümüşüm
karnımda büyük bir sancı var
terlemeye başlamışım
önümde kağıtlar var,
kimi dolu,
kimi boş,
kimi yırtık,
kimi buruşuk,
kimi kayıp.
kalemim de ortalarına fırlatılmış,
düşünüyorum,
kendimi.
küfrediyorum.
ama bunu kağıda dökmek zor oluyor
deşarj oluyorum küfredince
bir bardak kahve, beş bardak çay içmişim düşünürken
çay çok içme diyor annem,
kansızlık yapıyormuş.
mumum söndükçe diğerini yakıyorum,
mum da yakma diyor annem.
astımın var ertesi gün nefesini alırken zorlanıyorsun.
geç yatıyorum bu aralar,
geç yatma yorgun oluyorsun üst üste, diyor annem.
gülümsüyorum yüzüne karşı.
yorgun değilim anne, diyorum.
kızıyor bana içinden,
dediğini yapmıyorum diye.
ama yorgun değilim cidden.
sadece pilim bitmiş
değiştirmek isteyince tükendiğini, ellerinde kalmadığını söylüyorlar
ben de bir şey diyemiyorum.
pencereyi kapatmak için kalkmaya gücüm yok.
odada sessizlik hakim.
türkü açıyorum sessizlik bozulsun diye,
Musa Eroğlu'dan,
Telli Turnam eşlik ediyor geceme.
kafam bir hayli bozuk
bir şeylerin farkına varabiliyorum
inanmak istemediğim şeylere inanıyorum,
yıpratıyor beni.
toparlanmam geç oluyor
toparlanmadan tekrar dağılıyorum.
dedim ya,
bir şeylerin farkına varabiliyorum.
bu da beni fazla yıpratıyor.


23 Temmuz 2017 Pazar

tütünsüz geçiyor gecelerim

oturuyorum bir akşam vakti, 
sıkıntılıyım biraz ama geçecek, biliyorum.
telefonuma not ettiğim yazılara giriyorum sebepsizce.
bazıları aniden gelen yazma isteği,
bazıları nefret, mutluluk veya hüzün ile yazılmış yazılar.
diğerleri ise kulağımda asılı kalan birkaç cümle,
mesela bir tanesi takılıyor gözüme
birkaç gün önce annemin izlediği bir filmden duymuş olmalıyım.
şöyle yazıyor,
çok sevince karşındakini, onun seni sevmesine gerek kalmıyor.
sonra siliyorum notları
diğerlerine bile bakmıyorum.
kafam o denli bozuk.
en sevdiğim türküleri açıyorum, kulaklığımı takıyorum.
ağlayacağım ya illa
adabına göre ağlayayım istiyorum.
dolabı kurcalıyorum belki bir miktar alkole rastlarım diye
ama sodadan başka bir şey göremiyorum.
sonra tuvalete giriyorum aynadan izliyorum kendimi
dudaklarımı ısırmışım, kızarmış
gözlerim dolmuş hafiften ama
en çok da kızarmış dudaklarımı izliyorum
bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibi
söylediklerini tam kavrayamıyorum
çenem sıkmaktan ağrı yapmış
yutkunurken boğazım acıyor.
güçsüz olduğumu bir kez daha kendi kendime hatırlatıyorum.
elimi yüzümü yıkıyorum.
sonra yine bakıyorum kendime.
göğüs kafesim yine bir haltlar yiyor.
nefes alırken tıkanıyorum.
bacağım titriyor istemsizce.
birisi titreyen bacağımı durdursun istiyorum.
birisi içimde atıyor olduğum çığlıklarla engel olsun istiyorum.
birisi de çıkıp sen haksızsın desin,
yanılmışım diyeyim.
kendime kızayım
ama lütfen birisi artık gelsin
ve bana haksızsın desin.


20 Temmuz 2017 Perşembe

ellerin elime değdiği zaman

Sevcan Orhan dinliyorum akşam vakti,
balkonda yalnızım.
'akşam olur karanlığa kalırsın' diyor Sevcan abla.
gülüyorum.
hayatında her duyguyu tadıyor insan,
bunu düşüyorum oturduğum yerden.
dışarıda çocukların cıvıltılı sesi düşüncelerime dalıyor arada.
onlara bakıp gülümsüyorum,
sonra devam ediyorum düşünmeye.
çok dinine bağlı bir insan değilimdir
ama insana kaldırılmayacak yük verilmiyormuş
bunu bilir bunu söylerim.
bir haftada beni büyüten şeyler oldu,
boğazımda bıraktığım çok kelime var
yutkunuyorum sürekli
ne ilerlemeye halim var
ne de geriye dönüp bakmaya.
oturmuşum sandalyeme
çekmişim dizlerimi kendime 
dışarıyı izliyorum
gökyüzüne gözlerimle bir şeyler anlatıyorum
ağaçların dalları sallanıyor
yapraklar birbirleri ile sevişiyor
ve ben kendime kızıyorum
hatalı mıyım bilmiyorum,
hatanın kendisi benim belki de
çevreme var zararım
bir de sevdiğime
dizlerimi çekmişim kendime
düşünüyorum
geçenlerde
sabahın ilk vakitleri konuşurken dostumla
dost kelimesini bile az gördüğüm insanla,
ağladım.
çok ağlamışım.
sarıldım ona
kimseye sarılmayı sevmem ben
ama ona sarılınca kendimi iyi hissettim
hafiflemiş gibiydim, içtiğim sigara altıyı geçmedi.
güldürmeye çalıştı
birkaç anı anlattı kafamı dağıtmak için
sevdiği çocuğa seni seviyorum demiş pervasızca
güldüm.
en azından birimiz dik duralım dedim
sırtımı sıvazladı
ayağa kaldırdı
hatırlayınca o anları gülümsedim
sonra yüzüme değip gıdıklayan saç tutamını
kulağımın arkasına sıkıştırdım
dizlerimi kendime çekmişim
sevdiğim adamı düşünüyorum
ne güzelmiş söylemesi
akşam üstü,
güzel bir türkü eşliğinde
sevdiğini düşlemesi.


19 Temmuz 2017 Çarşamba

şimdi kendimden epeyce uzaktayım

yanık türküler eşliğinde
boğazımda bir duble sen
bir duble yalnızlık vardı

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
verdiğimiz çok söz
sen gitmeseydin eğer

sen gidince çok şey değişti
ilk zamanlar gibi değilim
artık saçlarımı örgü yapmıyorum
korku var içimde
sessizden bir tedirginlik
dışarıda soğuk havaya karşı içiyorum
göğüs kafesimde biri var sıkıyor tüm organlarımı
ölüyor gibi oluyorum
ama ölmüyorum

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
suskun kalacaktık saatlerce
birbirimize bakacaktık

sen gidince çok şey değişti
ilk zamanlar gibi değilim
konuşamıyorum kimseyle
sen varsın hep aklımda
gittiğin için içiyorum
ama bir halta yaramıyor
acı çekiyorum gözlerimi ne zaman kapatsam
sen beliriyorsun gülümseyerek
sensiz olan tüm zamana küfrediyorum

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
bir binanın tepesine oturup
karanlıkta izleyecektik İstanbul'u

sonra dertleşecektik
ağlayacaktık gözlerimizi buluşturup
bira içecektik manzaraya rakip olup
ben göğsüne yaslanıp kokunu içime çekecektim
sen belimi kavrayacaktın
saçlarınla oynayacaktım ufaktan
sonra uykumuz gelecekti
ve ben koluna sarılıp gözyaşı dökecektim
ne olursa olsun beni bırakma diyecektim
seni kaybetme korkusu ile dilime dolanacaktı kelimeler
suskunlaşıp seni izleyecektim
gece böyle geçecekti
sonra bana bakıp tebessüm edecektin
asla bırakmayacağım diyecektin
ve ben mutluluğa şişe kaldırıp dudaklarınla buluşacaktım


18 Temmuz 2017 Salı

son verilen umutlar

'kafamın güzelliğini boşver, o senin güzelliğin.'

saat gece dört buçuk,
kendimden uzaktayım.
gece var bir de müziğim.
yalnızım olabildiğince,
olabildiğince dipteyim.
duygu değişimi yaşıyorum bu aralar.
ne hissettiğimi,
ne yaptığımı bilemez gibiyim.
nedeni yok.
sadece bu hayata karşı kendimi
fazlalık gibi hissediyorum.
durup dururken ağlıyorum.
buna son vermem gerek,
ama elimde değil.
kahkaha atılan ortamlarda bile
derin düşüncelere dalmış oturuyorum.
sevimsiz hayatta fazlalığım.
bir adım atsam bin kez geri geliyorum.


1 Temmuz 2017 Cumartesi

faydasız bir adamım

mahalle tenha, sokak lambası bize küs.

kısık gözlerim,
titreyen ellerim.
olay var bir takım.
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün.
bir bıçak yarası gerek ulaşmak için.
dert değil, şansım varsa yaşarım.
ilk kanayan dudağım, sonra burnum.
baş dönmesi ve biraz ter kokusu.
karşımda sen,
bakışların firar.
ellerim tutsak, göstermiyorlar sana.
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün.
bakışların anlamsız,
seni anlamak imkansız.
acı çektiren aldığım darbeler değil,
hızlı adımlarla gidiyor olman.
kollarım uyuşuk,
bacaklarım beni taşıyamayacak kadar güçsüz.
sen karşıda yoksun, ulaşmak imkansız.
yokluğun ağırlık.
soğuk rüzgar ile baş başa bırakılıyorum.
arabanın egzozu siniyor üstüme.
toz, toprak, kan.
yatıyorum.
karşımda gökyüzü,
karşımda senin yüzün.
gözlerin parlak, gülüşün sarhoş ediyor insanı.
başımı döndürüyor.
saçların hareketleniyor rüzgarda
burnuma kokun dökülüyor.
gözümü kapatmak istemiyorum.
istemsizce kararıyor görüntün.
ıssız sokakta yatıyorum.
kan var bolca,
sokağın kapıları kilitli,
kilit sende.
sen yoksun.
ben de çok durmam buralarda.