25 Nisan 2017 Salı

uzak

uzak bir yer istiyorum 
herkesten, her şeyden uzak
çünkü kirpiklerim kurumadan tekrar ıslanıyor
kendi hayatımda kukla olduğumu fark ediyorum
imkansızlıkların arasında umutla dolanıyorum
bu saçma
bu yalan
kendimi kandırıyorum
geceleri balkonda oturmak cazip gelmiyor artık
ya da kafeini biraz daha arttırmak
insanı öldürmüyor
sadece nefes almak istiyorum
odamın penceresinden kafamı çıkartmak yetmiyor
artık dar geliyor balkonlar
koşmak istiyorum
ummadığım anda bilmediğim bir yerde koşmak
düşeceğimi bilsem bile koşmak istiyorum
çünkü varlığımı ancak böyle hissedebilirim, biliyorum

24 Nisan 2017 Pazartesi

kış kasveti

bir yol var
o yola ait değilim,
o yolun sonu mutluluk,
o yol benim değil, ben hariç herkesin.
yolda göz yaşları var,
yerde cam kırıkları,
kelimeler var asfaltta,
üstüne basılmış cümlelerin.
kenarda konuşanlar var, gülüşüp sarılanlar.
beni duymuyorlar,
artık sesim çıkmıyor,
zaten kimse de beni duymuyor.
nefret var az ileride,
kırgınlıklar,
kusulmuş kin.
onların üstünde gökyüzü var masmavi,
benim ise kara bulutlar.
onlara güneş dönmüş yüzünü,
bana yağmur yağıyor.
sebepsiz bir kasvet var havada,
yanaklarım hiç kurumuyor.
bir ses yankılanıyor beynimde,
hiçbir şey düzelmeyecek diyor,
hiçbir şey güzel olmayacak.
kovuyorum elimle,
ilerliyorum sessizce.
yanımda biri duruyor,
yüzünde maske.
elimi sıkıyor,
elim kanıyor.
maskesini çıkartacakken uyanıyorum.
elimde ıslaklık var,
gözüm kana çarpıyor,
nefesimin kesildiğini hissediyorum.

eli toz toprak

yürüdüğüm yol uzun
verdiğim nefes bahara karışıyor
ağaçların dalları rüzgarda el sallıyor bana
sessizlik hakim
kulağımda kulaklık var
mırıldanıyorum şarkıyı hafiften 

gelişim kitapları sokaklarda yazılsın

bir de şu araba gürültüsü olmasa
çok güzel olacak

ardından g
üneş ışığını çekiyor üstümden.
bulutlar çıkıyor gökyüzüne
soğuk hava kendini belli ediyor
vuruyor yüzüme rüzgar
onu görüyorum sonra
bedenim birden ağırlaşıyor
adımlarım ona doğru gidiyor
göz yaşlarım yanağımdan dudağıma ilerliyor
engel olamıyorum.

burnum sızlıyor biraz
can yakıyor

gözlerinin yeşilliğinde kayboluyorum
dizlerini kendine çekmiş
ürkekçe bakıyor etrafa
sertçe bir rüzgar daha esiyor
teni yanık
yüzü kurumuş soğuktan
hırkamı çıkarıyorum
uzatıyorum ona
dünyasına yabancıymışım gibi bakıyor bana
utanıyorum
ama en çok
sarılmaya ihtiyacı var gibi
kafasını çeviriyor
rahatsız etmek istemiyorum 
yoluma devam ediyorum
attığım her adımda utanıyorum

bütün acıların benim olsun güzel çocuk
üşümesin bedenin
kaldırmasın hiçbir yük
dizlerin kanamasın
başın öne hiç eğilmesin 
bu satırlar sana armağan olsun
tüm sevgim senin olsun

kısa geceler

cumartesi

Sessizliğin en büyük gürültü olduğunu söyleyenlere
Sensizliğin en büyük sessizlik olduğunu söylemek istiyorum

pazarı pazartesiye bağlayan gece,

örtün üstümü
örtün ki etrafa karamsarlık yayılmasın
yürüdüğüm caddede kaza olmasın
ya da farklı bir gün olsun
uyandığım yer yatak olsun
makyajım akmamış
göz altlarım morarmamış olsun
ellerim sıcak olsun
saçlarım uzun
şiir kitaplarım olsun bir de 
altı çizili satırlarım

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil

dostlarım olsun
sevdiğim olsun
sevenim olsun
sevdiğimle sevenim bir olsun
kurduğum barikatı yıkanlar olsun
bana değer verenler

beni gülümsetenler olsun

bu şehir girdap gülüm

salı,

gözlerimi büyük hüzünden kaçırıyorum
nefret edilesi bir huyum var, çok ağlıyorum
sardığım tütünlerin kağıtları bile acıyor halime
annemin sevgisinin bitmişliği var üstümde 
babamın kenarda köşede sakladığı umutları
ne yana dönsem çıkmaz, harabe sokak
duygularım ise kayıp
ıslak toprağa dokunuyorum hissedebilmek için
göz yaşlarım sel, yüreğim özlem içinde
gel desem gelmeyecek
ne yapsam geri dönmeyecek
tek çarem ağlamak tek çarem uzanmak yanına
buz gibi mezar taşı 
ıslak toprak kokusu var ellerimde
neredeyim ben?
sen neredesin?
küfür gibi geliyor ölüm
elim kolum bağlı yaşıyorum
yaşamaya devam etmeye çalışıyorum

yetmiyor

cumartesi,

gece saat ikiyi vurunca kadehler,
kalemler ve kağıtlar çıkıyor ortaya
sessizlikte ağlıyor şişeler
ben de yalnız bırakamıyorum onları
eşlik ediyorum, 
sonra onlar susuyor
benim gözyaşlarımı silmeye çalışıyorlar
bu yüzden gözlerimin kapanışı
bu yüzden sarhoşluğun çekilmez hale gelişi
bu yüzden ağzımdan çıkan küfürler

dengesiz bir hayatım var

hayatın düzenine söverim 
kağıtlar dinler beni
şişeler sırtımı sıvazlar
kalemler göz yaşımı siler

alkol getirir seni yanıma

hangi gün tahmin edemiyorum
saat beş ama 
yelkovan da üçün üstünde

güzeldi günlerimiz 
dolabımızda rakımız vardı
gözlerinde parlaklık
gülüşünde huzur

gözlerin var bakamadığım
derin bir deniz gibi gözlerin
buğulu bir cam bazen de
ölen evlada feryat gözlerin
kirpiklerin merdiven gökyüzüne
iç çekiş belki,
ya da derin bir nefes
sessizlikteki sigara cızırtısı gözlerin

yerine göre serzeniş, bazen koyveriş
bilmiyorum
belki de çok seviş

kirpiklerin merdiven gökyüzüne

fırtınaya alet olduk savruluyoruz

pazar gecesi,

saat gece üç buçuğu gösteriyor
yalnızlığımın dibine vurmuşum
odada oturmuş dört duvar ile muhabbet ediyordum
gün geçtikçe bir takvim yaprağı gibi koparılmış gibi hissediyorum
bir de bir hastalığım var
çok seviyorum
yanmışım inceden ama habersizce gidiyorum yola
fark edince duraksadım
duraksayınca kızdım kendime, devam ettim
ama şimdi fiyakalı gençliğimin girdabındayım
o da uzakta

saat dörde yaklaşıyor
çakmağımı arıyorum
bulabilsem yakacağım sigaramı
fakat bulamıyorum
gözlerimin önüne geliyor
gözleri
ama o yok
uzakta

sessizliği yoklar gibiyiz

18.10.16 
salı,

gök koyu maviye çalarken başlamıştım yazmaya
gece nasıl geçti hatırlamıyorum
isteksiz, doyumsuz ve bitkindim
geceyi kahve ile sonlandırmak sabaha işkence çektirmek gibi
uyandığımda saat beş 
bulunduğum yer tuvaletti
o zaman fark ettim

evden çıkmadan önce iki ağrı kesici alıp
migrenin başımı terk edeceğine inandırdım kendimi
iki saatlik uyku ile ayaktaydım
ve sabah arkadaşlar ile buluştuğumuzda 
kimse ile muhabbete girmeyip kafamı duvara yaslıyor
gözlerimi kapatıyordum
gözlerimi kapattığım an itibariyle gürültü başlıyor 
ve beni huzursuz ediyordu
bundan da sigara içerek kurtuluyordum
unutmadan,
bir de çayımı yudumlayarak
o ne zaman girdiyse içeri toparladım kendimi 
hafifçe öksürdüm ve başımı duvara yaslayıp 
insanlar ile selam yağmuruna tutuşmasını izledim
herkes ile selamlaştı ve en son yine benim elimi sıktı
oturduğum sandalyenin arkasında bulunan tabureye yerleşti
bu sürekli böyleydi
benim arka tarafımdaki masanın önüne tabureyi çekerdi
yüzüne aşina değildim sesini duyardım hep
kulağımın dibinde sesini duymak güzeldi,
bir de gülüyorsan değmeyin benim keyfime
insanlara belli etmediğin yaranı ararken sende kayboldum tekrar
ruhsuz bakan sönmüş gözlerinin benim için parlamasını istedim

08.01.17 
pazar,

insan kafasına bir şey takında
sıkıntı çekince gözüne uyku girmiyormuş
o gece öğrendim
o gece canım çok yandı
fark ettirmemeye çalışsam da haddinden fazla dağıldım
herkes uyudu ben oturdum
pencerenin kenarına oturup dışarıyı izledim
bir saat geçti
iki saat geçti
hüznüm çoğaldı
gözlerim sürekli ıslandı 
ara sıra yorganı ısırdım hıçkırıklarım duyulmasın diye
yatmadan önce ıslanan yastık kılıfımı değiştirdim
saçlarımı ördüm
elimi yüzümü yıkadım
aynadan kendimi izledim
şiş gözlerim, kızarık burnum ve kaşlarım
kurudukça yenmiş ve göz yaşı değdikçe yanmış dudaklarım
hepsi halime ağlıyordu
bilmiyorum
sadece yere yığılmak
ve dinlenmek istiyorum