25 Temmuz 2017 Salı

geceler

bir şeyler eksilir,
bir şeylerin peşinden

soğuk rüzgar sırtıma vurdukça üşümüşüm
karnımda büyük bir sancı var
terlemeye başlamışım
önümde kağıtlar var,
kimi dolu
kimi boş
kimi yırtık
kimi buruşuk
kimi kayıp.
kalemim de ortalarına fırlatılmış
düşünüyorum,
kendimi
küfrediyorum
ama bunu kağıda dökmek zor oluyor
deşarj oluyorum küfredince
bir bardak kahve, beş bardak çay içmişim düşünürken
çay çok içme diyor annem,
kansızlık yapıyormuş
mumum söndükçe diğerini yakıyorum
mum da yakma diyor annem,
astımın var ertesi gün nefesini alırken zorlanıyorsun
geç yatıyorum bu aralar,
geç yatma yorgun oluyorsun üst üste, diyor annem
gülümsüyorum yüzüne karşı
yorgun değilim anne, diyorum
kızıyor bana içinden
dediğini yapmıyorum diye
ama yorgun değilim cidden
sadece pilim bitmiş
değiştirmek isteyince tükendiğini ellerinde kalmadığını söylüyorlar
ben de bir şey diyemiyorum
pencereyi kapatmak için kalkmaya gücüm yok
odada sessizlik hakim
türkü açıyorum bozulsun diye
Musa Eroğlu'dan
Telli Turnam eşlik ediyor geceme
kafam bir hayli bozuk
bir şeylerin farkına varabiliyorum
inanmak istemediğim şeylere inanıyorum
yıpratıyor beni
toparlanmam geç oluyor
toparlanmadan tekrar dağılıyorum
dedim ya
bir şeylerin farkına varabiliyorum
bu da beni fazla yıpratıyor

23 Temmuz 2017 Pazar

tütünsüz geçiyor gecelerim

oturuyorum bir akşam vakti,
sıkıntılıyım biraz ama geçecek, biliyorum
telefonuma not ettiğim yazılara giriyorum sebepsizce
bazıları aniden gelen yazma isteği
bazıları nefret, mutluluk veya hüzün ile yazılmış yazılar
diğerleri ise kulağıma asılı kalan birkaç cümle
mesela bir tanesi takılıyor gözüme
birkaç gün önce annemin izlediği bir filmden duymuş olmalıyım
şöyle yazıyor,
çok sevince karşındakini, onun seni sevmesine gerek kalmıyor.
sonra siliyorum notları
diğerlerine bile bakmıyorum
kafam o denli bozuk
en sevdiğim türküleri açıyorum, kulaklığımı takıyorum
ağlayacağım ya illa
adabına göre ağlayayım istiyorum
dolabı kurcalıyorum belki bir miktar alkole rastlarım diye
ama sodadan başka bir şey göremiyorum
sonra tuvalete giriyorum aynadan izliyorum kendimi
dudaklarımı ısırmışım kızarmış
gözlerim dolmuş hafiften ama
en çok da kızarmış dudaklarımı izliyorum
bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibi
söylediklerini tam kavrayamıyorum
çenem sıkmaktan ağrı yapmış
yutkunurken boğazım acıyor
güçsüz olduğumu bir kez daha kendi kendime hatırlatıyorum
elimi yüzümü yıkıyorum
sonra yine bakıyorum kendime
göğüs kafesim yine bir haltlar yiyor
nefes alırken tıkanıyorum
bacağım titriyor istemsizce
birisi titreyen bacaklarımı durdursun istiyorum
birisi içimde atıyor olduğum çığlıklara engel olsun istiyorum
birisi de çıkıp sen haksızsın desin
yanılmışım diyeyim
iyi ki yanılmışım diyeyim
kendime kızayım
ama lütfen birisi artık gelsin
ve bana haksızsın desin

20 Temmuz 2017 Perşembe

ellerin elime değdiği zaman

Sevcan Orhan dinliyorum akşam vakti,
balkonda yalnızım
akşam olur karanlığa kalırsın diyor Sevcan abla
gülüyorum
hayatında her duyguyu tadıyor insan
bunu düşünüyorum oturduğum yerden
dışarıda çocukların cıvıltılı sesi düşüncelerime dalıyor arada
onlara bakıp gülümsüyorum
sonra devam ediyorum düşünmeye
çok dinine bağlı bir insan değilimdir 
ama insana kaldırılmayacak yük verilmiyormuş
bunu bilir bunu söylerim
bir haftada beni büyüten şeyler oldu
boğazımda bıraktığım çok kelime var
yutkunuyorum sürekli
ne ilerlemeye halim var
ne de geriye dönüp bakmaya
oturmuşum sandalyeme 
çekmişim dizlerimi kendime 
dışarıyı izliyorum
gökyüzüne gözlerimle bir şeyler anlatıyorum
ağaçların dalları sallanıyor 
yapraklar birbirleri ile sevişiyor
ve ben kendime kızıyorum
hatalı mıyım bilmiyorum,
hatanın kendisi benim belki de
çevreme var zararım
bir de sevdiğime
dizlerimi çekmişim kendime
düşünüyorum
geçenlerde
sabahın ilk vakitleri konuşurken dostumla
dost kelimesini bile az gördüğüm insanla,
ağladım
çok ağlamışım
sarıldım ona
kimseye sarılmayı sevmem ben
ama ona sarılınca kendimi iyi hissettim
hafiflemiş gibiydim, içtiğim sigara altıyı geçmedi
güldürmeye çalıştı
birkaç anı anlattı kafamı dağıtmak için
sevdiği çocuğa seni seviyorum demiş pervasızca
güldüm
en azından birimiz dik duralım dedim
sırtımı sıvazladı
ayağa kaldırdı
hatırlayınca o anları gülümsedim
sonra yüzüme değip gıdıklayan saç tutamını
kulağımın arkasına sıkıştırdım
dizlerimi kendime çekmişim,
sevdiğim adamı düşünüyorum
ne güzelmiş söylemesi 
akşam üstü,
güzel bir türkü eşliğinde
sevdiğini düşlemesi

19 Temmuz 2017 Çarşamba

şimdi kendimden epeyce uzaktayım

yanık türküler eşliğinde 
boğazımda bir duble sen
bir duble yalnızlık vardı

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
verdiğimiz çok söz
sen gitmeseydin eğer

sen gidince çok şey değişti
ilk zamanlar gibi değilim
artık saçlarımı örgü yapmıyorum
korku var içimde
sessizden bir tedirginlik
dışarıda soğuk havaya karşı içiyorum
göğüs kafesimde biri var sıkıyor tüm organlarımı
ölüyor gibi oluyorum
ama ölmüyorum

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
suskun kalacaktık saatlerce 
birbirimize bakacaktık

sen gidince çok şey değişti
ilk zamanlar gibi değilim
konuşamıyorum kimseyle
sen varsın hep aklımda
gittiğin için içiyorum
ama bir halta yaramıyor
acı çekiyorum gözlerimi ne zaman kapatsam
sen beliriyorsun gülümseyerek
sensiz olan tüm zamana küfrediyorum

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
bir binanın tepesine oturup
karanlıkta izleyecektik İstanbul'u

sonra dertleşecektik
ağlayacaktık gözlerimizi buluşturup
bira içecektik manzaraya rakip olup
ben göğsüne yaslanıp kokunu içime çekecektim
sen belimi kavrayacaktın
saçlarınla oynayacaktım ufaktan
sonra uykumuz gelecekti 
ve ben koluna sarılıp gözyaşı dökecektim
ne olursa olsun beni bırakma diyecektim
seni kaybetme korkusu ile dilime dolanacaktı kelimeler
suskunlaşıp seni izleyecektim
gece böyle geçecekti
sonra bana bakıp tebessüm edecektin
asla bırakmayacağım diyecektin
ve ben mutluluğa şişe kaldırıp dudaklarınla buluşacaktım

18 Temmuz 2017 Salı

son verilen umutlar

kafamın güzelliğini boşver o senin güzelliğin,

saat gece dört buçuk
kendimden uzaktayım
gece var bir de müziğim
yalnızım olabildiğince
olabildiğince dipteyim
duygu değişimi yaşıyorum bu aralar
ne hissettiğimi ne yaptığımı bilmez gibiyim
nedeni yok 
sadece bu hayata karşı kendimi
fazlalık gibi hissediyorum
durup dururken ağlıyorum
buna son vermem gerek
ama elimde değil
kahkaha atılan ortamlarda bile
derin düşüncelere dalmış oturuyorum
sevimsiz hayatta fazlalığım
bir adım atsam bin kez geri geliyorum

1 Temmuz 2017 Cumartesi

faydasız

mahalle tenha, sokak lambası bize küs

kısık gözlerim
titreyen ellerim
olay var bir takım
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün
bir bıçak yarası gerek ulaşmak için
dert değil, şansım varsa yaşarım
ilk kanayan dudağım, sonra burnum
baş dönmesi ve biraz ter kokusu
karşımda sen
bakışların firar
ellerim tutsak, göstermiyorlar sana
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün
bakışların anlamsız
seni anlamak imkansız
acı çektiren aldığım darbeler değil
hızlı adımlarla gidiyor olman
kollarım uyuşuk
bacaklarım beni taşıyamayacak kadar güçsüz
sen karşıda yoksun, ulaşmak imkansız
yokluğun ağırlık
soğuk rüzgar ile baş başa bırakılıyorum
arabanın egzozu siniyor üstüme
toz, toprak, kan
yatıyorum
karşımda gökyüzü
karşımda senin yüzün
gözlerin parlak, gülüşün sarhoş ediyor insanı
başımı döndürüyor
saçların hareketleniyor rüzgarda
burnuma kokun dökülüyor
gözümü kapatmak istemiyorum
istemsizce kararıyor görüntün
ıssız sokakta yatıyorum
kan var bolca
sokağın kapıları kilitli
kilit sende
sen yoksun
ben de çok durmam buralarda

15 Haziran 2017 Perşembe

soğuk hava işleyecek kalbimize

son baharın uçlarında,

yaprakların hışırtısından mı
yoksa pencereden giren soğuktan mı bilmiyorum
haziran vakti çok üşüyorum
tenim soğuğu çekiyor
saçlarımın uçları kırık
beklemekten yorulmuşlar
bir de yerde sazım var
telleri bükülmüş umutsuzluktan
hiçbir şey eskisi gibi değil
olmayacak da biliyorum
kafamda bir tek sen varsın
yaşadıklarımız silinmiyor aklımdan
dudaklarının dudaklarıma değdiği an
inan hiç silinmiyor hafızamdan
hiçbir şey eskisi gibi değil
olmayacak da biliyorum
ellerim senindi
gözlerim de, sevgim de
ben gönlümü sana verdim
bazen güneşin sıcaklığı kadar ısıttın
bazen bir ayazda kalırmış gibi üşüttün
haziran vakti, çok üşüyorum
yorgunum

sen yoksun

ellerim tütün kokuyor
üstümde sadece sutyenim var
pencerenin kenarına oturmuş
sessizliği izliyorum
saat sabahın beşi
hava ölü gibi
kafamda düşüncelerim var
ceset gibi ağırlar
yine örmüşüm saçlarımı, etrafımda peçeteler
kaşım gözüm ağlamaktan kızarmış
yanımda değilsin, mesafeler var aramızda
deli gibi özlüyorum
tartışmalarımızı bile
o çok sarhoş olduğumuz zamanları
ağlamaktan harabeye döndüğümüz günleri
deli gibi özlüyorum
normalde sarılmayı pek sevmem
fakat sana sarılınca yüküm hafifliyor
ve kokunun burnuma doluşmasını
üstüme sinmesini seviyorum
dizime uzanırdın ara sıra
saçlarını ve yanaklarını okşardım
avuç içlerimi öperdin
seni izlemekten hiç usanmazdım
her bakışımda farklı bir güzel gelirdin
seninle elimizde biralarla
gecenin bir yarısı koşa koşa eğlendiğimiz zamanı hatırlıyorum
bir de yüzünden silinmeyen gülüşünü
çok güzel gülüyorsun
bunu sana ne zaman söylesem terslerdin beni
ah bir de benim gözümden görsen kendini
sen her güldüğünde yeniden doğuyor gibi hissediyorum
fakat yoksun şuan
sen gittiğinden beri sokak köpeklerine anlatıyorum derdimi
sigaramı çakmak ile değil kibritle yakıyorum
kitabımda kaldığım sayfanın kenarını katlamıyorum
artık her defasında yeniden başlıyorum okumaya

31 Mayıs 2017 Çarşamba

imtihan

sen gidersen dertlenirim 
Yaram büyür seninle 
Gitme gitme

hava soğuk
sahilde oturuyorum
dinlediğim türkü var yanımda
ve git gide azalan biram
gitmeyi düşünüyordum
terk edebilseydim bu şehri
ilk senin sokağından başlardım
sonra kapının önüne gözyaşlarımı bırakır
ziline basar giderdim
belki balkondan
belki pencerenden uzatırdın kafanı
ya da aşağıya inerdin
arkamı dönüp gözlerimi son kez gözlerinle buluşturmak isterdim
bu ölüme giden en kısa yol benim için
sonra seni kendinle baş başa bırakır devam ederdim yoluma
dişlerimi sıkardım kırarcasına
çenemde büyük bir ağrı oluşurdu
ağlardım köşeyi dönünce
erkekler de ağlıyor sevgilim
benim halimi görebilseydin eğer
acı ile bakardın yüzüme
çaresizdim
en çok da erkekler ağlar işte
fark ettirmeden, gizlice
anlamazsın ağladığını
kızaran gözler bunu inkar eder
eğer bırakabilseydim seni ve İstanbul'u
terk edebilseydim her şeyi
buna cesaret edebilseydim eğer
ilk olarak kendimi terk etmekle başlardım
çünkü yuvasına hasret bir kuş gibiyim sensizlikte

18 Mayıs 2017 Perşembe

yaban gülü

perşembe,

araftayım
yolum uzun, önüm karanlık
göz yaşlarını takip ediyorum
iyi değilim
umrunda değil, olsaydı eğer burada olurdun
tam burada, yanımda
değilsin, getiremiyorum seni buraya
bir insanın zorla beni sevmesini sağlayamam
bu yüzden artık şaşırıyorlar halime
yoldaki köpekler, gökteki kuş, eldeki sigaram
şaşkınlıkla izliyorlar beni
avare gibi dolaşıyorum etrafta
bilinmezlik kaplıyor çevremi daralıyor gözümün gördükleri
yaram var kapanmayan
hep benimle
bu yüzden kırgınlığım
bu yüzden alışmışlığım

2 Mayıs 2017 Salı

virane

kalbime tünemiş kuşlar uçuştu
cam kırığı gibi doldun içime

müziği iliğime kadar hissediyordum.

kadehler yerinden kalkıyordu,
masa kalabalıktı.
gürültü fazlaydı,
ben sessizdim.
kalkan kadehe şerefe der,
türkülerimi dinlerdim.
içerdim çok.
saymazdım ne kadar içtiğimi,
saydığımda başım dönerdi.

ama sen aklımdayken,

içmesi ayrı bir güzeldi.

yanımda olduğunu hayal ederdim,

rakı seninle sek de giderdi.
anason kokardı etraf,
sen de en çok anason sevmezdin,
üstüme sinmiş kokusu,
çıkmaz diye endişe ederdin.
senin yokluğunda su koyuyorum rakıma,
şalgam eksik olmuyor yanında.
camları açıyorum,
anason kokusu sinmesin istiyorum,
senin kokunun yanına.

25 Nisan 2017 Salı

uzak

uzak bir yer istiyorum 
herkesten, her şeyden uzak
çünkü kirpiklerim kurumadan tekrar ıslanıyor
kendi hayatımda kukla olduğumu fark ediyorum
imkansızlıkların arasında umutla dolanıyorum
bu saçma
bu yalan
kendimi kandırıyorum
geceleri balkonda oturmak cazip gelmiyor artık
ya da kafeini biraz daha arttırmak
insanı öldürmüyor
sadece nefes almak istiyorum
odamın penceresinden kafamı çıkartmak yetmiyor
artık dar geliyor balkonlar
koşmak istiyorum
ummadığım anda bilmediğim bir yerde koşmak
düşeceğimi bilsem bile koşmak istiyorum
çünkü varlığımı ancak böyle hissedebilirim, biliyorum

24 Nisan 2017 Pazartesi

kış kasveti

bir yol var
o yola ait değilim,
o yolun sonu mutluluk,
o yol benim değil, ben hariç herkesin.
yolda göz yaşları var,
yerde cam kırıkları,
kelimeler var asfaltta,
üstüne basılmış cümlelerin.
kenarda konuşanlar var, gülüşüp sarılanlar.
beni duymuyorlar,
artık sesim çıkmıyor,
zaten kimse de beni duymuyor.
nefret var az ileride,
kırgınlıklar,
kusulmuş kin.
onların üstünde gökyüzü var masmavi,
benim ise kara bulutlar.
onlara güneş dönmüş yüzünü,
bana yağmur yağıyor.
sebepsiz bir kasvet var havada,
yanaklarım hiç kurumuyor.
bir ses yankılanıyor beynimde,
hiçbir şey düzelmeyecek diyor,
hiçbir şey güzel olmayacak.
kovuyorum elimle,
ilerliyorum sessizce.
yanımda biri duruyor,
yüzünde maske.
elimi sıkıyor,
elim kanıyor.
maskesini çıkartacakken uyanıyorum.
elimde ıslaklık var,
gözüm kana çarpıyor,
nefesimin kesildiğini hissediyorum.

eli toz toprak

yürüdüğüm yol uzun
verdiğim nefes bahara karışıyor
ağaçların dalları rüzgarda el sallıyor bana
sessizlik hakim
kulağımda kulaklık var
mırıldanıyorum şarkıyı hafiften 

gelişim kitapları sokaklarda yazılsın

bir de şu araba gürültüsü olmasa
çok güzel olacak

ardından g
üneş ışığını çekiyor üstümden.
bulutlar çıkıyor gökyüzüne
soğuk hava kendini belli ediyor
vuruyor yüzüme rüzgar
onu görüyorum sonra
bedenim birden ağırlaşıyor
adımlarım ona doğru gidiyor
göz yaşlarım yanağımdan dudağıma ilerliyor
engel olamıyorum.

burnum sızlıyor biraz
can yakıyor

gözlerinin yeşilliğinde kayboluyorum
dizlerini kendine çekmiş
ürkekçe bakıyor etrafa
sertçe bir rüzgar daha esiyor
teni yanık
yüzü kurumuş soğuktan
hırkamı çıkarıyorum
uzatıyorum ona
dünyasına yabancıymışım gibi bakıyor bana
utanıyorum
ama en çok
sarılmaya ihtiyacı var gibi
kafasını çeviriyor
rahatsız etmek istemiyorum 
yoluma devam ediyorum
attığım her adımda utanıyorum

bütün acıların benim olsun güzel çocuk
üşümesin bedenin
kaldırmasın hiçbir yük
dizlerin kanamasın
başın öne hiç eğilmesin 
bu satırlar sana armağan olsun
tüm sevgim senin olsun

kısa geceler

cumartesi

Sessizliğin en büyük gürültü olduğunu söyleyenlere
Sensizliğin en büyük sessizlik olduğunu söylemek istiyorum

pazarı pazartesiye bağlayan gece,

örtün üstümü
örtün ki etrafa karamsarlık yayılmasın
yürüdüğüm caddede kaza olmasın
ya da farklı bir gün olsun
uyandığım yer yatak olsun
makyajım akmamış
göz altlarım morarmamış olsun
ellerim sıcak olsun
saçlarım uzun
şiir kitaplarım olsun bir de 
altı çizili satırlarım

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil

dostlarım olsun
sevdiğim olsun
sevenim olsun
sevdiğimle sevenim bir olsun
kurduğum barikatı yıkanlar olsun
bana değer verenler

beni gülümsetenler olsun

bu şehir girdap gülüm

salı,

gözlerimi büyük hüzünden kaçırıyorum
nefret edilesi bir huyum var, çok ağlıyorum
sardığım tütünlerin kağıtları bile acıyor halime
annemin sevgisinin bitmişliği var üstümde 
babamın kenarda köşede sakladığı umutları
ne yana dönsem çıkmaz, harabe sokak
duygularım ise kayıp
ıslak toprağa dokunuyorum hissedebilmek için
göz yaşlarım sel, yüreğim özlem içinde
gel desem gelmeyecek
ne yapsam geri dönmeyecek
tek çarem ağlamak tek çarem uzanmak yanına
buz gibi mezar taşı 
ıslak toprak kokusu var ellerimde
neredeyim ben?
sen neredesin?
küfür gibi geliyor ölüm
elim kolum bağlı yaşıyorum
yaşamaya devam etmeye çalışıyorum

yetmiyor

cumartesi,

gece saat ikiyi vurunca kadehler,
kalemler ve kağıtlar çıkıyor ortaya
sessizlikte ağlıyor şişeler
ben de yalnız bırakamıyorum onları
eşlik ediyorum, 
sonra onlar susuyor
benim gözyaşlarımı silmeye çalışıyorlar
bu yüzden gözlerimin kapanışı
bu yüzden sarhoşluğun çekilmez hale gelişi
bu yüzden ağzımdan çıkan küfürler

dengesiz bir hayatım var

hayatın düzenine söverim 
kağıtlar dinler beni
şişeler sırtımı sıvazlar
kalemler göz yaşımı siler

alkol getirir seni yanıma

hangi gün tahmin edemiyorum
saat beş ama 
yelkovan da üçün üstünde

güzeldi günlerimiz 
dolabımızda rakımız vardı
gözlerinde parlaklık
gülüşünde huzur

gözlerin var bakamadığım
derin bir deniz gibi gözlerin
buğulu bir cam bazen de
ölen evlada feryat gözlerin
kirpiklerin merdiven gökyüzüne
iç çekiş belki,
ya da derin bir nefes
sessizlikteki sigara cızırtısı gözlerin

yerine göre serzeniş, bazen koyveriş
bilmiyorum
belki de çok seviş

kirpiklerin merdiven gökyüzüne

fırtınaya alet olduk savruluyoruz

pazar gecesi,

saat gece üç buçuğu gösteriyor
yalnızlığımın dibine vurmuşum
odada oturmuş dört duvar ile muhabbet ediyordum
gün geçtikçe bir takvim yaprağı gibi koparılmış gibi hissediyorum
bir de bir hastalığım var
çok seviyorum
yanmışım inceden ama habersizce gidiyorum yola
fark edince duraksadım
duraksayınca kızdım kendime, devam ettim
ama şimdi fiyakalı gençliğimin girdabındayım
o da uzakta

saat dörde yaklaşıyor
çakmağımı arıyorum
bulabilsem yakacağım sigaramı
fakat bulamıyorum
gözlerimin önüne geliyor
gözleri
ama o yok
uzakta

sessizliği yoklar gibiyiz

18.10.16 
salı,

gök koyu maviye çalarken başlamıştım yazmaya
gece nasıl geçti hatırlamıyorum
isteksiz, doyumsuz ve bitkindim
geceyi kahve ile sonlandırmak sabaha işkence çektirmek gibi
uyandığımda saat beş 
bulunduğum yer tuvaletti
o zaman fark ettim

evden çıkmadan önce iki ağrı kesici alıp
migrenin başımı terk edeceğine inandırdım kendimi
iki saatlik uyku ile ayaktaydım
ve sabah arkadaşlar ile buluştuğumuzda 
kimse ile muhabbete girmeyip kafamı duvara yaslıyor
gözlerimi kapatıyordum
gözlerimi kapattığım an itibariyle gürültü başlıyor 
ve beni huzursuz ediyordu
bundan da sigara içerek kurtuluyordum
unutmadan,
bir de çayımı yudumlayarak
o ne zaman girdiyse içeri toparladım kendimi 
hafifçe öksürdüm ve başımı duvara yaslayıp 
insanlar ile selam yağmuruna tutuşmasını izledim
herkes ile selamlaştı ve en son yine benim elimi sıktı
oturduğum sandalyenin arkasında bulunan tabureye yerleşti
bu sürekli böyleydi
benim arka tarafımdaki masanın önüne tabureyi çekerdi
yüzüne aşina değildim sesini duyardım hep
kulağımın dibinde sesini duymak güzeldi,
bir de gülüyorsan değmeyin benim keyfime
insanlara belli etmediğin yaranı ararken sende kayboldum tekrar
ruhsuz bakan sönmüş gözlerinin benim için parlamasını istedim

08.01.17 
pazar,

insan kafasına bir şey takında
sıkıntı çekince gözüne uyku girmiyormuş
o gece öğrendim
o gece canım çok yandı
fark ettirmemeye çalışsam da haddinden fazla dağıldım
herkes uyudu ben oturdum
pencerenin kenarına oturup dışarıyı izledim
bir saat geçti
iki saat geçti
hüznüm çoğaldı
gözlerim sürekli ıslandı 
ara sıra yorganı ısırdım hıçkırıklarım duyulmasın diye
yatmadan önce ıslanan yastık kılıfımı değiştirdim
saçlarımı ördüm
elimi yüzümü yıkadım
aynadan kendimi izledim
şiş gözlerim, kızarık burnum ve kaşlarım
kurudukça yenmiş ve göz yaşı değdikçe yanmış dudaklarım
hepsi halime ağlıyordu
bilmiyorum
sadece yere yığılmak
ve dinlenmek istiyorum