22 Eylül 2017 Cuma

hızlı geçiyor vakit

zaman geçiyor,
zaman suallerimi dinlemeden geçiyor.
kaldırımda oturup insanları izlemek kadar rutinleşti hayat,
son zamanlarda dilimizi kasıp kavuran bir kelime var,
alışmak.
insanlara alışmak,
duygulara,
gidişlere,
kayıplara,
ayrılıklara.
alışmak istemiyorum ama,
başka çarem yok gibi.
eskiler dün gibi aklımda,
dinlediğimiz ilk şarkı
kulağımda yankılanıyor.
pek bir manalı,
gri.
biraz buruk hissediyorum,
diğer yarım yok gibi.
yalnızım sanki,
güvensizim.
karşıdan karşıya geçerken çocukların eli tutulurmuş ya hani,
sen tutardın benim elimi.
korkmazdım.
özgürdüm aksine.
fakat şimdi sen yoksun,
tek başıma geçiyorum karşıya,
küçük bir kız çocuğu gibi,
elimi tutsun istiyorum birisi.


18 Eylül 2017 Pazartesi

hal, hal değil

kafamda dindiremediğim bir ağrı var
kafamı gövdemden ayırıp kopartmak istiyorum
tenim soğuk
terlemişim
saçlarım birbirine girmiş
durumumdan da hoşnut değilim.
balkona çıktım
esen rüzgar
terimi daha fazla soğutuyordu
ama rüzgarı hissetmeye ihtiyacım vardı.
çünkü toparlanmam gerekiyordu
kendime gelmem.
ben bu değildim,
halim, hal değildi.


5 Eylül 2017 Salı

etrafıma bakmadan yürüyorum

tanrım bir işaret ver.
ben çok özlüyorum.
hislerim garip.
yoksa,
duygularım ile büyük bir imtihanda mıyım?
kime inanmalıyım?
ona sarılırken ağlasam olur mu?
yoksa hıçkırıklarımı tutmalı mıyım?
tanrım bir işaret ver.
herkes miyim?
yoksa kimse mi?
katlanılabilir biri miyim?
bıktırır mıyım hayattan?
tanrım bir işaret ver.
ver ki çıkayım şu dipsiz kuyudan.
üstüme yapışmış kirden arınayım.
çünkü,
hayatı bir kılçığa benzetiyorum.
ve aldığım her nefes batıyor.
tanrım bana bir melek gönder,
öldüreyim kendimi, ruhumu sana taşısın,
hayretle baksın tüm ölüler.
çünkü ölünce kurtulabilirim bu acıdan.
sahiden.
kurtulurum, değil mi tanrım?


4 Eylül 2017 Pazartesi

pek de kendimde sayılmam

her gece,
istisnasız her gece
sen sebebi ile hoş geçerdi.
tatlı bir hüzün olurdu.
ama gelir, geçerdi.
bugün bir garibim.
alıştım mı? hayır.
alışacak mıyım? bilmiyorum, istemiyorum.
sormayın,
siz sordukça batıyorum.
cevapsız bırakıyorum sorularınızı,
herkesle aramı bozmuşum.
kavgalar baş göstermiş yokluğunda
bağırış, çığlık.
kulağımda bir yankı var,
gözyaşlarımı sayıklıyorum geceleri.
bir de saçlarımı sol omzuma yasladım.
gam, kasvet sarmış geceyi.
işte böyle olmayışında.
bu sefer farklı
bu sefer bende iyi değilim.
bu kez,
bende pek kendimde sayılmam.


21 Ağustos 2017 Pazartesi

türlü türlü yorgunluklarım var

dün, hafızamdan silmek istediğim günlerin arasındaydı.
hatırladıkça gitme isteği oluşuyordu düşüncelerimde.
bu semti, bu insanları, bu şehri geride bırakıp
uzaklaşmak.
ama sen varsın işte burada.
yapamıyorum.
gözlerim yine daldı uzağa,
her şey silindi gözümün önünden
dünü hatırladım.
tekrar yaşadım sanki o saatleri.
saat dokuz buçuktu, gökyüzünü izleyip oturuyordum evinin önünde.
sokağın kaldırımlarına tünemiş sigara içerken, seni gördüm.
köşeyi dönüp evine ilerlerken adımlarında bir gariplik vardı.
topukların yere sürünüyordu sanki.
gözlerin yerdeydi ve ağlıyordun.
adımların güçsüz gibiydi, kolların aşağıya çökmüştü.
engel olamadım kendime ve hemen kalkıp yanına geldim.
beni görünce toparladın biraz kendini.
sonra kaldırıma oturdun, bende yanına.
üstüm sigara kokuyordu,
hoşnut olmazsın diye biraz uzaktım sana.
gözlerinin içine bakıyordum sen kaçırdıkça.
anlatman için yalvarıyordu gözlerin.
sonunda dayanamadın ve tekrar başladın ağlamaya.
gözlerin kızarmıştı artık.
elinin tersi ile gözlerini silip
sonra kollarını bana dolayıp
boynuma soktun kafanı.
ben orayı tam anlamıyla anlatamam ama
bir anlığına her şey durdu
duymuyordum seni.
kalp atışım kulağıma doluyordu,
sonra kendime geldim.
bende dokundum sırtına ve beline.
ağırdan sarıldım.
canını yakarım diye, dokunurken dikkat ediyorum.
nefes alırken bile.
sonra kafanı kaldırıp bana bakıyorsun.
'başkasını seviyormuş, ben karşısında onu sevdiğimden bahsedecekken o bana başkasını sevdiğini söyledi.'
yutkunuyorum.
ellerim yavaşça düşüyor aşağıya.
dişlerimi sıkıyorum.
dudaklarımı kemiriyorum,
devam etmemen için yalvarıyorum içimden.
sonra sen, onu anlatmaya başlıyorsun.
'sevdiği varmış, beni sevmiyormuş. oysa ellerini tutarken bile incinir diye korkardım.'
gülüyorum.
ben de öyle.
'tenim, tenine değince tüylerim ürperirdi. kendime gelemezdim.'
bende öyle.
'gözü bir yere dalardı, ne düşünüyor diye merak ederdim. bak inanmayacaksın ama gözleri dolduğunda hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum.'
bende öyle.
devam etme lütfen.
lütfen.
'o böyle bir gülerdi, bende gülerdim divane gibi.'
bende öyle.
'ona hissettiklerimi fark ediyordu, eminim. bunu bile bile bugün yanıma oturdu. tek tek anlattı sevdiğini. nasıl sevdiğinden, saçlarından, kirpiklerinden, gülüşünden bahsetti. kendimi zor tuttum biliyor musun? yanında ağlamamak için dişlerimi sıktım sürekli. sonra ayrıldım yanından. bilmiyorum kaç sokak gezdim bu halde. ama bildiğim tek şey, beni ağlatmaz dediğim adam, bugün öldürdü beni.'
cümleni bitirince kalktın yanımdan evine girdin.
sen eve girince sokağından çıktım ve bir tekele uğradım.
birkaç bira ve bir paket sigara aldım.
oturdum evinin önüne bir yere.
kuytuda ağladım.
ellerimi başıma vura vura,
gözlerim acıyana kadar.
saç diplerimi çeke çeke ağladım.
o soğuk havada soğuk bira boğazımı yakıp geçerken,
paketimi bitirmiştim.
ve sadece bir kez kullanmıştım kibritimi.


14 Ağustos 2017 Pazartesi

cümlelerin ahengi

sabahtan beri bir lokma yememişim
yüzüm solgun
ellerim güçsüz
midem yarım paket sigara barındırıyor
ama durumundan memnun değil
ben de öyle
ellerim tütün kokuyor
üstüm rutubet
tuvalete giriyor
ve klozete yaklaşıp kusuyorum
bu biraz da olsa rahatlatıyor midemi
kalkıp perdeleri açıyorum
güneşin ışınları evi buluyor
ısınıyorum ağırdan
üstümdeki atlet ve şort,
bir haftalık
kıyafetlerimi değiştiriyorum
güzel bir elbise giyiyorum
ardından birbirine dolaşmış saçlarımı
tarıyorum özenle
sonra tutam tutam örüyorum
yüzüm biraz daha belirginleşiyor
göz altlarım da ki morluğu
makyaj malzemelerinin yardımı ile kapatıyorum
sonra yanaklarıma pembemsi allık sürüyorum,
kirpiklerime de rimel.
dudaklarıma da renkli bir ruj değdiriyorum,
ardından tırnaklarımı boyuyorum kırmızıya
aynadan kendime bakınca
hayata tutunuyor gibi görünüyorum
bacaklarıma jilet vuruyorum
temizliyorum hepten kendimi
sonra parfüm sıkıyorum
koku biraz güzel geliyor
ama ucuz parfüm, silinecek biliyorum
mutfağa ilerleyip bir tost yapıyorum kendime
midem bugün beni rahatsız etmesin diye
güzelce kahvaltı yapıyorum
ardından evden çıkmadan önce üstüme bir şal alıyorum
ayaklarıma topuklu ayakkabılarımı geçirip
apartmandan çıkıyorum
hava esiyor
çok değil ama biraz üşütüyor insanı
şalımı sarıyorum güzelce
ve telefonumdan buluşma yerini öğrenip varıyorum mekana
herkes birbiri ile sohbette
kahkahalar uçuşuyor havada
masa donatılmış
insanlar halinden memnun
beni görünce duruyorlar ve öpüyorlar
sarılmalar, hoş geldinler bitince bir sandalye çekip oturuyorum
halimi soruyorlar
çok şükür diyorum
bugün de yürüyorum yolumda
seni görüyorum her zamanki halinle
gözlerimiz buluşunca uzunca izliyorsun beni
bende göremediğim yüzüne hasretle bakıyorum
düşünüyorum
kendimi, seni, hayatı.
aynı her şey
sıkıntı da bu
uçan kuşlar,
rüzgarın sallandırdığı ağaçların dalları
uçuşan yapraklar
kaldırımdaki yapışık sakızlar
sokakta oynayan çocuklar
her şey yerli yerine
sen değilsin
sen olabildiğince dağınıksın bu aralar
fevrisin,
kendinde değilsin
yıpranmış gibisin bu aralar
gömleğinin düğmeleri iliklenmeyi bekliyor
ayakkabının bağcıyı bağlanmayı
yüreğin sevgiyi bekliyor
bakışların sadakat
yüreğin umut
aklın özgürlük
sen biraz yıpranmış gibisin
kulağından kulaklık eksik olmuyor
ellerin hep  sigara ve kalem tutuyor
parfüm sıkmıyorsun
gerek de yok zaten
kokun yeterince açıyor nefesimi
yıpranmış ve yorgunsun
bu seni sevilir kılıyor
herkes sana hayranlıkla bakarken
sen kapatmışsın kapılarını
kapının deliğinden bakıyorum sana
açmıyorsun
geri dönüyorum
sende o umutsuz hayatının
son demlerini
yalnız,
huysuz
ve halsiz geçiriyorsun.


9 Ağustos 2017 Çarşamba

solgun

yanlış yapıyorum
olabildiğince yanlış yoldayım
cümleler
kelimeler
harfler
beni yaralıyor
söylememem gereken şeyler söylüyorum
gitmem diyorum
gidebilirim
bilmiyorum
kafam dağınık bir şekilde oturuyorum
uykum var
gözlerimi açamıyorum
ama oturmak her şeyden daha iyi geliyor
balkon demiri çok kısa
ayaklarımı demire uzatıyorum
dışarıda çocuklar var
dokuz taş oynuyorlar
senin pencerene bakıyorum
perden açık yine
bilerek açıyorsun biliyorum
o yüzden gözümü ayırmıyorum
izliyorum bir süre saat on ikiyi beş geçince
yine geliyorsun
ışığın yanıyor
tek değilsin bu kez
biri var yanında
sarılıyorsun ona, öpüyorsun
sevgiye muhtaç gibi bakıyorsun ona
canımı acıtıyor
sonra beni görüyorsun
bu seni durdurmuyor
tersine
ilerliyorsun
göğüs kafesim beni bunaltıyor
nefes alamıyor gibi oluyorum
istesem kalkarım giderim bakmam
fakat
izliyorum gözümü kırpmadan
sen ise beni öptüğün gibi öpüyorsun onu
ilk saçlarından sonra boynundan ve sonra omzundan
sol omzundan.
saçlarını okşuyorsun
parmakların yanaklarında yuvarlak çiziyor
dudaklarında duruyor en son
ve onu öpüyorsun
yutkunuyorum
elimi yumruk yapmışım
tırnaklarım etimi kesiyor
belini kavrıyorsun sonra
ışığı kapatıyorsun
ve ben sabaha kadar
argın bir şekilde
gözümü odandan ayıramıyorum


6 Ağustos 2017 Pazar

ezinç

irkildim,
uyanmışım meğer uykudan.
kabustan ibaretmiş hepsi.
ağlamışım uykumda
yastığımın üstü ve yanaklarım ıslanmış.
çarşafım sıyrılmış
yastığım yere düşmüş
bedenim soğumuş, tenim ürkek bir hal almış
odam dağılmış.
etrafı kolaçan ediyorum
çünkü sersem gibiyim bir kabus görmüşüm.
dudağımın kenarında uçuk denilen şey belirmiş,
saçlarım elime yüzüme yapışmış terden 
ve bacaklarım zayıf düşmüş.
ayaklandım ve pencereye yaklaştım.
camdan yansımama baktım bir süre.
ardından mermere oturup bir sigara yaktım.
gördüğüm kabusu bir kenara itip 
günlerce kafamı kurcalayan soruları düşündüm.
işin içinden çıkamıyordum.
gözlerim havada asılı kaldı.
gökyüzü daha koyu bir hal aldı.
binlerce yıldız vardı.
muhtemelen ertesi sabah hava sıcak olacaktı.
konudan konuya atlıyorum
öyle değil mi?
nedeni biraz bıkmışlık,
her şeyden
rutin olan her şeyden,
sıradanlıktan bıkmış olmam.
mutlu olmak,
üzgün olmak.
sürekli bir hengame.
sürekli bir ulaşma çabası.
neye ulaşacağız?
sonu yok.
bir şeyleri elde etmeye çalışıyoruz.
önce mutluluk,
sonra zaman.
ardından kaybediyoruz.
hepsi boşa.
yaşamak,
yaşama dair olan her şey boşa.
ölüm var.
mezar taşı var.
toprak var işin ucunda.
yaşadığım ne varsa ölüme teslim ediyorum hepsini.



27 Temmuz 2017 Perşembe

gece soğuk ve ıssız

'ay gidiyor' diyorsun Ahmet ağabey,
bu gece seni dinliyorum.
içimin ortasına yük oturmuş,
kalk diyorum oradan.
beni dinlemiyor ve oturmaya devam ediyor.
umutsuzluk var yarımda,
diğer yarım boşluk.
kaldırımda oturmuşum yoldan geçenleri seyrediyorum.
hava rüzgarlı ve keyifsiz.
bir taraftan soğuğu hissetmenin tadını çıkartıyorum.
bir taraftan düşünüyorum.
büyümüşüm mesela, on yedi yaşımı bitirmeye gidiyorum.
çabuk büyümüşüm ama
söylemek istediğim çok şey var biliyor musun?
yutkunuyorum.
biramdan bir yudum daha alıyorum.
alkol içimi ısıtıyor bu soğuk havada.
sorun şu ki,
söylemem gereken tonlarca şey var ama ben susuyorum.
konuşursam yanan o olacak.
ben, o yansın istemiyorum.
kendimi yakıyorum.
çok konu var konuşulması gerekilen.
ama ben ağzımı kilitlemiş oturuyorum.
sen hiç anlatmak istediklerini bir bir ağladın mı ağabey?
ben çok ağlıyorum.
belki de ağlamaya sığınıyorum ama engel olamıyorum.
en sevdiğin insandan duymak istemediğin şeyler  duyuyorsun.
söyleyemiyorsun demiştim ya,
dilimi kasıp kavuruyor yalanlar.
konuşsam artık hiçbir şeye gerek kalmayacak.
ama susuyorum.
susmak çare değil,
susmak dibe batmak gibi.
ve ben artık bitişe yaklaştığımı düşünüyorum.
belki ben gidince düşüncelerimin bir manası olur onlar için
belki de ben gidince her şey daha güzel olur.
varlığım bir şey ifade etmiyor ise,
kalmamın bir manası yok öyle değil mi ağabey?
bir şeyler söylesene.
bak gecemi senin sesine adamışım,
bir iki kelam et benimle.
sen de susarsan ne anlamı kalır gecemin,
sana iyi geceler.
ben sabaha sürünüyorum.


25 Temmuz 2017 Salı

diğer yarımı, parçalarımı arıyorum

bir şeyler eksilir,
bir şeylerin peşinden.

soğuk rüzgar sırtıma vurdukça üşümüşüm
karnımda büyük bir sancı var
terlemeye başlamışım
önümde kağıtlar var,
kimi dolu,
kimi boş,
kimi yırtık,
kimi buruşuk,
kimi kayıp.
kalemim de ortalarına fırlatılmış,
düşünüyorum,
kendimi.
küfrediyorum.
ama bunu kağıda dökmek zor oluyor
deşarj oluyorum küfredince
bir bardak kahve, beş bardak çay içmişim düşünürken
çay çok içme diyor annem,
kansızlık yapıyormuş.
mumum söndükçe diğerini yakıyorum,
mum da yakma diyor annem.
astımın var ertesi gün nefesini alırken zorlanıyorsun.
geç yatıyorum bu aralar,
geç yatma yorgun oluyorsun üst üste, diyor annem.
gülümsüyorum yüzüne karşı.
yorgun değilim anne, diyorum.
kızıyor bana içinden,
dediğini yapmıyorum diye.
ama yorgun değilim cidden.
sadece pilim bitmiş
değiştirmek isteyince tükendiğini, ellerinde kalmadığını söylüyorlar
ben de bir şey diyemiyorum.
pencereyi kapatmak için kalkmaya gücüm yok.
odada sessizlik hakim.
türkü açıyorum sessizlik bozulsun diye,
Musa Eroğlu'dan,
Telli Turnam eşlik ediyor geceme.
kafam bir hayli bozuk
bir şeylerin farkına varabiliyorum
inanmak istemediğim şeylere inanıyorum,
yıpratıyor beni.
toparlanmam geç oluyor
toparlanmadan tekrar dağılıyorum.
dedim ya,
bir şeylerin farkına varabiliyorum.
bu da beni fazla yıpratıyor.


23 Temmuz 2017 Pazar

tütünsüz geçiyor gecelerim

oturuyorum bir akşam vakti, 
sıkıntılıyım biraz ama geçecek, biliyorum.
telefonuma not ettiğim yazılara giriyorum sebepsizce.
bazıları aniden gelen yazma isteği,
bazıları nefret, mutluluk veya hüzün ile yazılmış yazılar.
diğerleri ise kulağımda asılı kalan birkaç cümle,
mesela bir tanesi takılıyor gözüme
birkaç gün önce annemin izlediği bir filmden duymuş olmalıyım.
şöyle yazıyor,
çok sevince karşındakini, onun seni sevmesine gerek kalmıyor.
sonra siliyorum notları
diğerlerine bile bakmıyorum.
kafam o denli bozuk.
en sevdiğim türküleri açıyorum, kulaklığımı takıyorum.
ağlayacağım ya illa
adabına göre ağlayayım istiyorum.
dolabı kurcalıyorum belki bir miktar alkole rastlarım diye
ama sodadan başka bir şey göremiyorum.
sonra tuvalete giriyorum aynadan izliyorum kendimi
dudaklarımı ısırmışım, kızarmış
gözlerim dolmuş hafiften ama
en çok da kızarmış dudaklarımı izliyorum
bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibi
söylediklerini tam kavrayamıyorum
çenem sıkmaktan ağrı yapmış
yutkunurken boğazım acıyor.
güçsüz olduğumu bir kez daha kendi kendime hatırlatıyorum.
elimi yüzümü yıkıyorum.
sonra yine bakıyorum kendime.
göğüs kafesim yine bir haltlar yiyor.
nefes alırken tıkanıyorum.
bacağım titriyor istemsizce.
birisi titreyen bacağımı durdursun istiyorum.
birisi içimde atıyor olduğum çığlıklarla engel olsun istiyorum.
birisi de çıkıp sen haksızsın desin,
yanılmışım diyeyim.
kendime kızayım
ama lütfen birisi artık gelsin
ve bana haksızsın desin.


20 Temmuz 2017 Perşembe

ellerin elime değdiği zaman

Sevcan Orhan dinliyorum akşam vakti,
balkonda yalnızım.
'akşam olur karanlığa kalırsın' diyor Sevcan abla.
gülüyorum.
hayatında her duyguyu tadıyor insan,
bunu düşüyorum oturduğum yerden.
dışarıda çocukların cıvıltılı sesi düşüncelerime dalıyor arada.
onlara bakıp gülümsüyorum,
sonra devam ediyorum düşünmeye.
çok dinine bağlı bir insan değilimdir
ama insana kaldırılmayacak yük verilmiyormuş
bunu bilir bunu söylerim.
bir haftada beni büyüten şeyler oldu,
boğazımda bıraktığım çok kelime var
yutkunuyorum sürekli
ne ilerlemeye halim var
ne de geriye dönüp bakmaya.
oturmuşum sandalyeme
çekmişim dizlerimi kendime 
dışarıyı izliyorum
gökyüzüne gözlerimle bir şeyler anlatıyorum
ağaçların dalları sallanıyor
yapraklar birbirleri ile sevişiyor
ve ben kendime kızıyorum
hatalı mıyım bilmiyorum,
hatanın kendisi benim belki de
çevreme var zararım
bir de sevdiğime
dizlerimi çekmişim kendime
düşünüyorum
geçenlerde
sabahın ilk vakitleri konuşurken dostumla
dost kelimesini bile az gördüğüm insanla,
ağladım.
çok ağlamışım.
sarıldım ona
kimseye sarılmayı sevmem ben
ama ona sarılınca kendimi iyi hissettim
hafiflemiş gibiydim, içtiğim sigara altıyı geçmedi.
güldürmeye çalıştı
birkaç anı anlattı kafamı dağıtmak için
sevdiği çocuğa seni seviyorum demiş pervasızca
güldüm.
en azından birimiz dik duralım dedim
sırtımı sıvazladı
ayağa kaldırdı
hatırlayınca o anları gülümsedim
sonra yüzüme değip gıdıklayan saç tutamını
kulağımın arkasına sıkıştırdım
dizlerimi kendime çekmişim
sevdiğim adamı düşünüyorum
ne güzelmiş söylemesi
akşam üstü,
güzel bir türkü eşliğinde
sevdiğini düşlemesi.


19 Temmuz 2017 Çarşamba

şimdi kendimden epeyce uzaktayım

yanık türküler eşliğinde
boğazımda bir duble sen
bir duble yalnızlık vardı

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
verdiğimiz çok söz
sen gitmeseydin eğer

sen gidince çok şey değişti
ilk zamanlar gibi değilim
artık saçlarımı örgü yapmıyorum
korku var içimde
sessizden bir tedirginlik
dışarıda soğuk havaya karşı içiyorum
göğüs kafesimde biri var sıkıyor tüm organlarımı
ölüyor gibi oluyorum
ama ölmüyorum

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
suskun kalacaktık saatlerce
birbirimize bakacaktık

sen gidince çok şey değişti
ilk zamanlar gibi değilim
konuşamıyorum kimseyle
sen varsın hep aklımda
gittiğin için içiyorum
ama bir halta yaramıyor
acı çekiyorum gözlerimi ne zaman kapatsam
sen beliriyorsun gülümseyerek
sensiz olan tüm zamana küfrediyorum

aklımda solgun hallerin
bir köşede sen
seninle yapacak çok şeyimiz vardı
bir binanın tepesine oturup
karanlıkta izleyecektik İstanbul'u

sonra dertleşecektik
ağlayacaktık gözlerimizi buluşturup
bira içecektik manzaraya rakip olup
ben göğsüne yaslanıp kokunu içime çekecektim
sen belimi kavrayacaktın
saçlarınla oynayacaktım ufaktan
sonra uykumuz gelecekti
ve ben koluna sarılıp gözyaşı dökecektim
ne olursa olsun beni bırakma diyecektim
seni kaybetme korkusu ile dilime dolanacaktı kelimeler
suskunlaşıp seni izleyecektim
gece böyle geçecekti
sonra bana bakıp tebessüm edecektin
asla bırakmayacağım diyecektin
ve ben mutluluğa şişe kaldırıp dudaklarınla buluşacaktım


18 Temmuz 2017 Salı

son verilen umutlar

'kafamın güzelliğini boşver, o senin güzelliğin.'

saat gece dört buçuk,
kendimden uzaktayım.
gece var bir de müziğim.
yalnızım olabildiğince,
olabildiğince dipteyim.
duygu değişimi yaşıyorum bu aralar.
ne hissettiğimi,
ne yaptığımı bilemez gibiyim.
nedeni yok.
sadece bu hayata karşı kendimi
fazlalık gibi hissediyorum.
durup dururken ağlıyorum.
buna son vermem gerek,
ama elimde değil.
kahkaha atılan ortamlarda bile
derin düşüncelere dalmış oturuyorum.
sevimsiz hayatta fazlalığım.
bir adım atsam bin kez geri geliyorum.


1 Temmuz 2017 Cumartesi

faydasız bir adamım

mahalle tenha, sokak lambası bize küs.

kısık gözlerim,
titreyen ellerim.
olay var bir takım.
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün.
bir bıçak yarası gerek ulaşmak için.
dert değil, şansım varsa yaşarım.
ilk kanayan dudağım, sonra burnum.
baş dönmesi ve biraz ter kokusu.
karşımda sen,
bakışların firar.
ellerim tutsak, göstermiyorlar sana.
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün.
bakışların anlamsız,
seni anlamak imkansız.
acı çektiren aldığım darbeler değil,
hızlı adımlarla gidiyor olman.
kollarım uyuşuk,
bacaklarım beni taşıyamayacak kadar güçsüz.
sen karşıda yoksun, ulaşmak imkansız.
yokluğun ağırlık.
soğuk rüzgar ile baş başa bırakılıyorum.
arabanın egzozu siniyor üstüme.
toz, toprak, kan.
yatıyorum.
karşımda gökyüzü,
karşımda senin yüzün.
gözlerin parlak, gülüşün sarhoş ediyor insanı.
başımı döndürüyor.
saçların hareketleniyor rüzgarda
burnuma kokun dökülüyor.
gözümü kapatmak istemiyorum.
istemsizce kararıyor görüntün.
ıssız sokakta yatıyorum.
kan var bolca,
sokağın kapıları kilitli,
kilit sende.
sen yoksun.
ben de çok durmam buralarda.


15 Haziran 2017 Perşembe

soğuk hava işleyecek kalbimize

son baharın uçlarında,

yaprakların hışırtısından mı,
yoksa pencereden giren soğuktan mı bilmiyorum.
haziran vakti çok üşüyorum.
tenim soğuğu çekiyor
saçlarımın uçları kırık,
beklemekten yorulmuşlar.
bir de yerde sazım var,
telleri bükülmüş umutsuzluktan.
hiçbir şey eskisi gibi değil,
olmayacak biliyorum.
kafamda bir tek sen varsın.
yaşadıklarımız silinmiyor aklımdan.
dudaklarının dudaklarıma değdiği an,
inan hiç silinmiyor hafızamdan.
hiçbir şey eskisi gibi değil
olmayacak da biliyorum.
ellerim senindi,
gözlerim de sevgim de.
ben gönlümü sana verdim
bazen güneşin kadar ısıttın,
bazen bir ayazda kalırmış gibi üşüttün.
haziran vakti ölmek zormuş ya hani,
öyle.
yorgunum.


sen yoksun, zaman geçmiyor

ellerim tütün kokuyor,
üstümde sadece sutyenim var.
pencerenin kenarına oturmuş,
sessizliği izliyorum.
saat sabahın beşi,
hava ölü gibi.
kafamda düşüncelerim var,
ceset gibi ağırlar.
yine örmüşüm saçlarımı, etrafımda peçeteler
kaşım gözüm ağlamaktan kızarmış.
yanımda değilsin, mesafeler var aramızda
deli gibi özlüyorum.
tartışmalarımızı bile.
o çok sarhoş olduğumuz zamanları,
ağlamaktan harabeye döndüğümüz günleri,
deli gibi özlüyorum.
normalde sarılmayı pek sevmem
fakat sana sarılınca yüküm hafifliyor
ve kokunun burnuma doluşmasını,
üstüme sinmesin, seviyorum.
dizime uzanırdın ara sıra,
saçlarını ve yanaklarını okşardım.
avuç içlerimi öperdin.
seni izlemekten hiç usanmazdım.
her bakışımda farklı bir güzel gelirdin.
seninle elimizde biralarla,
gecenin bir yarısı koşa koşa eğlendiğimiz zamanı hatırlıyorum.
bir de yüzünden silinmeyen gülüşünü,
çok güzel gülüyorsun.
bunu sana ne zaman söylesem terslerdin beni,
ah bir de benim gözümden görsen kendini.
sen her güldüğünde yeniden doğuyor gibi hissediyorum.
fakat yoksun şuan,
sen gittiğinden beri sokak köpeklerine anlatıyorum derdimi.
sigaramı çakmak ile değil kibritle yakıyorum.
kitabımda kaldığım sayfanın kenarını katlamıyorum.
artık her defasında yeniden başlıyorum okumaya.


31 Mayıs 2017 Çarşamba

bu zor bir imtihan

'sen gidersen dertlenirim,
yaram büyür seninle,
gitme gitme'

hava soğuk,
sahilde oturuyorum.
dinlediğim türkü var yanımda
ve git gide azalan biram.

gitmeyi düşüyordum.
terk edebilseydim bu şehri,
ilk senin sokağından başlardım.
sonra kapının önüne göz yaşlarımı bırakır,
ziline basar giderdim.
belki balkondan,
belki pencereden uzatırdın kafanı.
ya da aşağıya inerdin.
arkamı dönüp gözlerimi son kez gözlerinle buluşturmak isterdim.
bu ölüme giden en kısa yol benim için.
sonra seni kendinle baş başa bırakır devam ederdim yoluma.
dişlerimi sıkardım kırarcasına.
çenemde büyük bir ağrı oluşurdu,
ağlardım köşeyi dönünce.
erkekler de ağlıyor sevgilim.
benim halimi görebilseydin eğer,
acı ile bakardın yüzüme.
çaresizdim.
en çok da erkekler ağlar işte.
fark etmeden, gizlice.
anlamazsın ağladığını.
kızaran gözler bunu inkar eder.
eğer bırakabilseydim seni ve İstanbul'u,
terk edebilseydim her şeyi
buna cesaret edebilseydim eğer,
ilk olarak kendimi terk etmekle başlardım.
çünkü yuvasına hasret bir kuş gibiyim sensizlikte.


18 Mayıs 2017 Perşembe

yaban gülü

perşembe,

araftayım.
yolum uzun, önüm karanlık.
göz yaşlarını takip ediyorum.
iyi değilim.
umrunda değil, olsaydı eğer burada olurdun.
tam burada, yanımda.
değilsin, getiremiyorum seni buraya.
bir insanın zorla beni sevmesini sağlayamam.
bu yüzden artık şaşırıyorlar halime.
yoldaki köpekler, gökteki kuş, eldeki sigaram.
şaşkınlıkla izliyorlar beni.
avare gibi dolaşıyorum etrafta.
bilinmezlik kaplıyor çevremi,
daralıyor gözümün gördükleri.
yaram var kapanmayan.
hep benimle.
bu yüzden kırgınlığım,
bu yüzden alışmışlığım.


2 Mayıs 2017 Salı

virane

'kalbime tünemiş kuşlar uçuştu,
cam kırığı gibi doldun içime'

müziği ilime kadar hissediyordum.
kadehler yerinden kalkıyordu, 
masa kalabalıktı.
gürültü fazlaydı,
ben sessizdim.
kalkan kadehe şerefe der,
türkülerimi dinlerdim.
içerim çok.
saymazdım ne kadar içtiğimi,
saydığımda başım dönerdi.

ama sen aklımdayken,
içmesi ayrı bir güzeldi.

yanımda olduğunu hayal ederdim,
rakı seninle sek de giderdi.
anason kokardı etraf,
sen de en çok anason sevmezdin,
üstüme sinmiş kokusu,
çıkmaz diye endişe ederdin.
senin yokluğunda su koyuyorum rakıma,
şalgam eksik olmuyor yanında.
camları açıyorum,
anason kokusu sinmesin istiyorum,
senin kokunun yanına.


25 Nisan 2017 Salı

gitmeliyim

uzak bir yer istiyorum
herkesten, her şeyden uzak.
çünkü kirpiklerim kurumadan tekrar ıslanıyor.
kendi hayatımda kukla olduğumu fark ediyorum,
imkansızlıkların arasında umutla dolanıyorum.
bu saçma,
bu yalan.
kendimi kandırıyorum.
geceleri balkonda oturmak cazip gelmiyor artık
ya da kafeini biraz daha arttırmak,
insanı öldürmüyor.
sadece nefes almak istiyorum,
odamın penceresinden kafamı çıkartmak yetmiyor.
artık dar geliyor balkonlar,
koşmak istiyorum.
ummadığım anda bilmediğim bir yerde koşmak
düşeceğimi bilsem bile koşmak istiyorum.
çünkü varlığımı ancak böyle hissedebilirim, biliyorum.



24 Nisan 2017 Pazartesi

kış kasveti

bir yol var.
o yola ait değilim,
o yolun sonu mutluluk.
o yol benim değil, ben hariç herkesin.
yolda gözyaşları var,
yerde cam kırıkları,
kelimeler var asfaltta,
üstüne basılmış cümlelerin.
kenarda konuşanlar var, gülüşüp sarılanlar.
beni duymuyorlar,
artık sesim çıkmıyor
zaten kimse de beni duymuyor.
nefret var az ileride,
kırgınlıklar,
kusulmuş kin.
onların üstünde gökyüzü var masmavi,
benim ise kara bulutlar.
onlara güneş dönmüş yüzünü,
bana yağmur yağıyor.
sebepsiz bir kasvet var havada,
yanaklarım hiç kurumuyor.
bir ses yankılanıyor beynimde,
hiçbir şey düzelmeyecek diyor,
hiçbir şey güzel olmayacak.
kovuyorum elimle,
ilerliyorum sessizce.
yanımda biri duruyor,
yüzünde maske.
elimi sıkıyor,
elim kanıyor.
maskesini çıkartacakken uyanıyorum.
elimde ıslaklık var,
gözüm kana çarpıyor,
nefesimin kesildiğini hissediyorum.



eli toz toprak

yürüdüğüm yol uzun,
verdiğim nefes bahara karışıyor.
ağaçların uzun dalları rüzgarda el sallıyor bana.
kulağımda kulaklık var,
mırıldanıyorum dinlediğim şarkıyı hafiften.

'gelişim kitapları sokaklarda yazılsın.'

bir de şu araba gürültüsü olmasa,
çok güzel olacak.

ardından güneş ışığını çekiyor üstümden,
bulutlar çıkıyor gökyüzüne.
soğuk hava kendini belli ediyor,
vuruyor yüzüme rüzgar,
onu görüyorum sonra.
bedenim birden ağırlaşıyor,
adımlarım ona doğru gidiyor,
göz yaşlarım yanağımdan dudağıma ilerliyor
engel olamıyorum.

burnum sızlıyor,
can yakıyor.

gözlerinin yeşilliğinde kayboluyorum.
dizlerini kendine çekmiş
ürkekçe bakıyor etrafa
sertçe bir rüzgar daha esiyor
teni yanık
yüzü kurumuş soğuktan
hırkamı çıkarıyorum,
uzatıyorum ona.
dünyasına yabancıymışım gibi bakıyor bana,
utanıyorum.
ama en çok
sarılmaya ihtiyacı var gibi
kafasını çeviriyor
rahatsız etmek istemiyorum
yoluma devam ediyorum.
attığım her adımda utanıyorum.

bütün acıların benim olsun çocuk,
üşümesin bedenin
kaldırmasın hiçbir yük
dizlerin kanamasın
başın öne hiç eğilmesin
bu satırlar sana armağan olsun,
tüm sevgim senin olsun.


kısa geçmiyor gecelerim

örtün üstümü,
örtün ki etrafa karamsarlık yayılmasın.
yürüdüğüm caddede kaza olmasın,
ya da farklı bir gün olsun,
uyandığım yer yatak olsun.
makyajım akmamış,
göz altlarım morarmamış olsun.
ellerim sıcak olsun,
saçlarım uzun.
şiir kitaplarım olsun bir de,
altı çizili satırlarım.

'sessizliğin en büyük gürültü olduğunu söyleyenlere,
sensizliğin en büyük sessizlik olduğunu söylemek istiyorum.'

dostlarım olsun,
sevdiğim olsun,
sevenim olsun,
sevdiğimle sevenim bir olsun.
kurduğum barikatı yıkanlar olsun,
bana değer verenler, 
beni gülümsetenler olsun.


bu şehir girdap gülüm

salı,

gözlerimi büyük hüzünden kaçırıyorum
nefret edilesi bir huyum var, çok ağlıyorum.
sardığım tütünlerin kağıtları bile acıyor halime.
annemin sevgisinin bitmişliği var üstümde
babamın kenarda köşede sakladığı umutları
ne yana dönsem çıkmaz, harabe sokak
duygularım ise kayıp
ıslak toprağa dokunuyorum hissedebilmek için
göz yaşlarım sel, yüreğim özlem içinde
gel desem gelmeyecek
ne yapsam geri dönmeyecek
tek çarem ağlamak tek çarem uzanmak yanına
buz gibi mezar taşı
ıslak toprak kokusu var ellerimde
neredeyim ben?
sen neredesin?
küfür gibi geliyor ölüm
elim kolum bağlı yaşıyorum
yaşamaya devam etmeye çalışıyorum



düşüncelerime sığmıyor gözlerin

bugün cumartesi, 
masama oturdum mum yaktım.
mum ışığında aradım düşüncelerimi,
seni.
yalnız değilim,
bir şarap kadehim var yanımda.
bir de masamın üstüne dağılmış fotoğrafları sayarsak,
bayağı kalabalığız.
yazdıklarımı okuyorum.
sana olanları,
kendime olanları.
sen gittikten sonra daha fazla yazıyorum,
bir tek sana okurdum yazılarımı,
sen de yoksun.
bak, gelmen için bir sebep daha.
haberin yoktur şimdi senin,
çok dengesiz bir hayatım var artık.
bu yüzden sürekli içiyorum,
hayatın düzenine sövüyorum,
kağıtlar dinliyor beni.
şişeler sırtımı sıvazlıyor, 
kalemler göz yaşlarımı siliyor.