9 Kasım 2017 Perşembe

halim

Cem Karaca'dan mavi liman dinlemekteyim.
ne duvarlar üstüme geliyor ne de yaş akıyor gözlerimden.
alışmak söz konusu, bir şeylere.
içeriden kahkaha sesleri yükseliyor,
herkesin keyfi yerinde.
odamda oturmuşum dizlerimi çekmişim kendime,
çenemi yaslamışım dizime, düşünüyorum.
bu her zaman yaptığım şey,
düşünmek.
iyi değil fazla düşünmek.
bu son diyorum kendi kendime.
bu son kavgan kelimelerinle,
artık indir kılıcını, bırak kalkanını.
düşünmenin de sonu.
sürüklenmek istiyorum çünkü,
kendimi sürüklemek değil.
belki de hepten yanlış yoldaydım.
belki de yanlış tercihler yaptım,
herkes hakkında.
belli ki yanlış tanımışım kendimi,
gözlerinden öpmem gerekirken dudaklarından öpmüşüm.
artık boş gülüşler bırakmak istemiyorum sohbetlere.
ya da isteksizce katılmak
artık susma vakti bence.
bence hepten kapanmış yollar.
boşuna kazmaya ne gerek var,
ne mecal.

29 Ekim 2017 Pazar

hoşça kal sonbahar

"herkesten ve her şeyden uzaklaşmaya ihtiyacım var."
titremesin diye ısırdım dudaklarımı,
kızardığına ve dolduğuna emindim gözlerimin
ama yine de inanmak istemedim
derin bir nefes alayım derken
titredi nefesim,
soğukta buhar oldu gitti.
sigaramın sonu gelmişti,
içemeden yere bıraktım izmariti.
yutkunmaya yeltendim, beceremedim.
boğazıma oturup oradan kalkmak istemeyen şey
canımı yakıyordu
konuşamıyordum en kötüsü,
bir harfe bakıyordu gözyaşlarım
ve hıçkırık dökülecekti dudaklarımdan,
istemedim.
bu kez ağlamak istemedim,
direndim olabildiğince.
yokluğun göğüs kafesimi acıtsa da
biraz üşüttü bugün beni
kazağımın kollarını çekiştirdim bileğime kadar
sakinleştim biraz
sonra dostumla göz göze geldim
konuşmamı bekliyordu,
sessizliğim onu korkutur gibiydi.
gözlerimi yerdeki izmaritlerden çektim
ve bu kez yutkunup başladım cümleme,
kelimeler ile savaşıma.
"hissiyatı çok boktan. anlatabileceğimi de emin değilim aslında.
her an. her dakika ya, inanabiliyor musun? her dakika ağlayabiliyorsun.
sonra toparlanıyorsun ardından tekrar aklına geliyor ve donuyor kalıyorsun.
seni görenler korkuyor çünkü yüzün asık, gözlerin şişmiş ve ruh gibisin.
makyaj yapmayı öğreniyorum bu sayede, bir iki sürüyorum boya yüzüme.
gece uyuyamıyorum ama.
çünkü rüyalarımda onu görmekten korkuyorum.
ya da uyanmaktan.
tırnaklarımı boyamıyorum ben mesela, biçimsizleşti.
kalem tutamıyor parmaklarım.
kalem barındırmıyorum bende çevremde,
kağıtta yok artık.
çünkü artık gerek kaldığını düşünmüyorum.
çünkü artık bir şeyler değişiyor.
yaşamaya dair her şey uçup gidiyor etrafımdan
artık yere dökülmüş yapraklara basıyorum,
ben yahu ben!
kötü bir insana dönüşüyorum ben.
kendi ellerimle kendimi boğuyorum sanki
ve beni kurtarabilecek tek insan yok artık.
gelmeyecek. duydun değil mi beni?
gel me ye cek.
kelimeleri telaffuz edemiyorum.
harflerden, kelimelerden, cümlelerden.
hepsinden uzaklaştım.
ben kötüyüm bu aralar,
benim yaşamaya mecalim yok.
düşüncelerimi kaldıramaz hale geldim."
öksürdü,
ellerini ısıtmaya çalışırcasına sıcak nefesini bıraktı avuçlarına.
"çaresizsin."

15 Ekim 2017 Pazar

bu yorgunluk geçici değil, gölgem gibi peşimde

gözümden akan yaşa bir şey söyler misiniz?
ne yeri ne de zamanı
ve şu dişlerimi sıkmak
hiçbir şeye engel değil
canım acıyor
kelimeler de uçuştu kafamdan
girdap çekiyor beni içine
sürüklenmeyi engelleyecek tek hareket bile yapmıyorum
yapsam bir etkisi olmayacak biliyorum
küfürler ediyorum içimden
zaman geçiyor
kimse yok
odada tekim yine
peçeteler yerde
birisi de elimde
sırılsıklam
yanaklarım üşütüyor ıslaklık
pencerenin kenarında duruyorum
hava buz kesiyor
tam penceremin önünde bir sokak lambası var 
ona takılıyor gözüm sonra uzakları izliyorum
odamın duvarlarına gölgeler yansıyor arabalar geçtikçe
yutkunuyorum
üstümdeki boğazlı kazak boğuyor gibi oluyor
çıkartıyorum
tenim üşüyor ama bu durum çok mühim değil
oturduğum yerden kalkmak ve uyumak istiyorum
fakat bunun için çok halsiz hissediyorum
pencereye doğru kafamı yaslayıp 
gözlerimi karanlığa yumuyorum

12 Ekim 2017 Perşembe

yaş on sekiz

iyi veya kötü çok şey yaşandı
beraber tırmandık dik yokuşları
yeri geldi sen
yeri geldi ben taşıdım sırtımda seni
birbirimize tutunduk düşmemek için
yağmurlar yağdı
birbirimize sığındık
beraber ıslandık
ailem oldun
sırdaşım
sırtımı yasladığım bir dağ
yeri geldi gölgem oldun
şiirlerimin öznesi oldun
kalemimin mürekkebi
müslüm babamın da dediği gibi
'geceme gündüz oldun'

seninle erken rastlaşmalıydık
yaşadığım her duyguda
aldığım her nefeste
bir adım ötemde hissediyorum seni

minnettarım
yapabildiğin
yaptığın her şey için
minnettarım
iyi kötü demeden bana bir bebek gibi baktığın için
iyi ki doğdun sevgilim
iyi ki doğdun güzel, küçük çocuk
yaş on sekiz
daha yeni başlıyoruz

9 Ekim 2017 Pazartesi

vakit geç olmuş

kafamı yasladığım duvar soğuktu
üşümüyordum gerçi
zamanında hastanenin soğuk zemini öğretmişti üşümemeyi
ya da koridorundaki sandalyeler
kıvrılıp uyurken üşümek diye bir şey yoktu
her akşam önünden ölen insanlar geçiyordu
uykusuz kalmayı
ya da uyumanın ne kadar gereksiz olduğunu
hayatın her anını yaşaman gerektiğini öğreniyordun
pek kaleme alınıp
kağıtlar harcanacak şey değil ölüm
yazmakla veya anlatmakla da olacak şey değil
yaşamadan bilinmeyen şey
pek aklına getirmek istemediğin ama
her karesi aklından da çıkmayan şey
önceden söylediğim gibi
kötülerin kalıp iyilerin gittiği bir dünyada
çok gariptir yaşam
çok garip

1 Ekim 2017 Pazar

iyiler gitmiş

eski bir ev
dolu olan anı
bir de küllük
rutubet sarmış
ama hoş bir koku var
üç beş kişi oturmuş koltuğa
matem var
göz yaşları
eski bir ev
dolu olan anı
küçük bir çocuk var
uçurtmanın ipi var elinde
yerlerde sürünüyor uçurtması
eski bir ev
dolu olan anı
çerçeveler var kırılmış
radyo cızırtılı
sene bilmem kaç
soba yanıyor
duman altı
eski bir ev
dolu olan anı
insanlar var
kalabalık
gürültü ve sessizlik bir arada
şu vakitten sonra
kelimeler anlamsız
ağlayabildiğim söylenemez
delirmenin yakınından geçiyorum
hayat pek de manalı değil artık
kötüler burada
iyiler gitmiş
pencereler açık
hava bozmuş
gök yitirmiş maviliğini 
kapıda bir ayakkabı var
hafızamda bir bıçak
keskin ağıt kokuyor ev
gaflete düşmüş gibiyim
biraz da üşümüş gibi

22 Eylül 2017 Cuma

hızlı geçiyor vakit

zaman geçiyor
zaman suallerimi dinlemeden geçiyor
kaldırımda oturup insanları izlemek kadar rutinleşti hayat
son zamanlarda dilimizi kasıp kavuran bir kelime var
alışmak
insanlara alışmak
duygulara
gidişlere
kayıplara
ayrılıklara
alışmak istemiyorum ama
başka çarem yok gibi
eskiler dün gibi aklımda
dinlediğimiz ilk şarkı
kulağımda yankılanıyor
pek bir manalı
gri
biraz buruk hissediyorum
diğer yarım yok gibi
yalnızım sanki
güvensizim
karşıdan karşıya geçerken çocukların eli tutulurmuş ya hani
sen tutardın benim elimi
korkmazdım
özgürdüm aksine
fakat şimdi sen yoksun
tek başıma geçiyorum karşıya
küçük bir kız çocuğu gibi
elimi tutsun istiyorum birisi

18 Eylül 2017 Pazartesi

hal, hal değil

kafamda dindiremediğim bir ağrı var
kafamı gövdemden ayırıp kopartmak istiyorum
tenim soğuk
terlemişim
saçlarım birbirine girmiş
durumumdan da hoşnut değilim
balkona çıktım
esen rüzgar
terimi daha fazla soğutuyordu
ama rüzgarı hissetmeye ihtiyacım vardı
çünkü toparlanmam gerekiyordu
kendime gelmem
ben bu değildim
halim, hal değildi

5 Eylül 2017 Salı

etrafıma bakmadan yürüyorum

tanrım bir işaret ver
ben çok özlüyorum
hislerim garip
yoksa
duygularım ile büyük bir imtihanda mıyım?
kime inanmalıyım?
ona sarılırken ağlasam olur mu
yoksa hıçkırıklarımı tutmalı mıyım?
tanrım bir işaret ver
herkes miyim
yoksa kimse mi?
katlanılabilir biri miyim
bıktırır mıyım hayattan?
tanrım bir işaret ver
ver ki çıkayım şu dipsiz kuyudan
üstüme yapışmış kirden arınayım
çünkü
hayatı bir kılçığa benzetiyorum
ve aldığım her nefes batıyor
tanrım bana bir melek gönder
öldüreyim kendimi, ruhumu sana taşısın
hayretle baksın tüm ölüler.
çünkü ölünce kurtulabilirim bu acıdan.
sahiden.
kurtulurum, değil mi tanrım?

4 Eylül 2017 Pazartesi

pek de kendimde sayılmam

her gece
istisnasız her gece
sen sebebi ile hoş geçerdi
tatlı bir hüzün olurdu
ama gelir, geçerdi
bugün bir garibim
alıştım mı? hayır
alışacak mıyım? bilmiyorum, istemiyorum
sormayın
siz sordukça batıyorum
cevapsız bırakıyorum sorularınızı
herkesle aramı bozmuşum
kavgalar baş göstermiş yokluğunda
bağırış, çığlık
kulağımda bir yankı var
gözyaşlarımı sayıklıyorum geceleri
bir de saçlarımı sol omzuma yasladım
gam, kasvet sarmış geceyi
işte böyle olmayışında
bu sefer farklı
bu sefer bende iyi değilim
bu kez
bende pek kendimde sayılmam

21 Ağustos 2017 Pazartesi

türlü türlü yorgunluklarım var

dün, hafızamdan silmek istediğim günlerin arasındaydı
hatırladıkça gitme isteği oluşuyordu düşüncelerimde
bu semti, bu insanları, bu şehri geride bırakıp
uzaklaşmak
ama sen varsın işte burada
yapamıyorum
gözlerim yine daldı uzağa
her şey silindi gözümün önünden
dünü hatırladım
tekrar yaşadım sanki o saatleri
saat dokuz buçuktu, oturuyordum evinin önünde
sokağın kaldırımlarına tünemiş sigara içerken, seni gördüm
köşeyi dönüp evine ilerlerken adımlarında bir gariplik vardı
topukların yere sürünüyordu sanki
gözlerin yerdeydi ve ağlıyordun
adımların güçsüz gibiydi, kolların aşağıya çökmüştü
engel olamadım kendime ve hemen kalkıp yanına geldim
beni görünce toparladın biraz kendini
sonra kaldırıma oturdun, bende yanına
üstüm sigara kokuyordu
hoşnut olmazsın diye biraz uzaktım sana
gözlerinin içine bakıyordum sen kaçırdıkça
anlatman için yalvarıyordu gözlerim
sonunda dayanamadın ve tekrar başladın ağlamaya
gözlerin kızarmıştı artık
elinin tersi ile gözlerini silip
sonra kollarını bana dolayıp
boynuma soktun kafanı
ben orayı tam anlamıyla anlatamam ama
bir anlığına her şey durdu
duymuyordum seni
kalp atışım kulağıma doluyordu
sonra kendime geldim
bende dokundum sırtına ve beline
ağırdan sarıldım
canını yakarım diye, dokunurken dikkat ediyorum
nefes alırken bile
sonra kafanı kaldırıp bana bakıyorsun
'başkasını seviyormuş, ben karşısında onu sevdiğimden bahsedecekken o bana başkasını sevdiğini söyledi.'
yutkunuyorum
ellerim yavaşça düşüyor aşağıya
dişlerimi sıkıyorum
dudaklarımı kemiriyorum
devam etmemen için yalvarıyorum içimden
sonra sen, onu anlatmaya başlıyorsun
'sevdiği varmış, beni sevmiyormuş. oysa ellerini tutarken bile incinir diye korkardım.'
gülüyorum
ben de öyle.
'tenim, tenine değince tüylerim ürperirdi. kendime gelemezdim.'
bende öyle.
'gözü bir yere dalardı, ne düşünüyor diye merak ederdim. bak inanmayacaksın ama gözleri dolduğunda hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum.'
bende öyle.
devam etme lütfen
lütfen
'o böyle bir gülerdi, bende gülerdim divane gibi.'
bende öyle.
'ona hissettiklerimi fark ediyordu, eminim. bunu bile bile bugün yanıma oturdu. tek tek anlattı sevdiğini. nasıl sevdiğinden, saçlarından, kirpiklerinden, gülüşünden bahsetti. kendimi zor tuttum biliyor musun? yanında ağlamamak için dişlerimi sıktım sürekli. sonra ayrıldım yanından. bilmiyorum kaç sokak gezdim bu halde. ama bildiğim tek şey, beni ağlatmaz dediğim adam, bugün öldürdü beni.'
cümleni bitirince kalktın yanımdan evine girdin
sen eve girince sokağından çıktım ve bir tekele uğradım
birkaç bira ve bir paket sigara aldım
oturdum evinin önüne bir yere
kuytuda ağladım
ellerimi başıma vura vura
gözlerim acıyana kadar
saç diplerimi çeke çeke ağladım
o soğuk havada soğuk bira boğazımı yakıp geçerken
paketimi bitirmiştim
ve sadece bir kez kullanmıştım kibritimi

14 Ağustos 2017 Pazartesi

cümlelerin ahengi

sabahtan beri bir lokma yememişim
yüzüm solgun
ellerim güçsüz
midem yarım paket sigara barındırıyor
ama durumundan memnun değil
ben de öyle
ellerim tütün kokuyor
üstüm rutubet
tuvalete giriyor
ve klozete yaklaşıp kusuyorum
bu biraz da olsa rahatlatıyor midemi
kalkıp perdeleri açıyorum
güneşin ışınları evi buluyor
ısınıyorum ağırdan
üstümdeki atlet ve şort
bir haftalık
kıyafetlerimi değiştiriyorum
güzel bir elbise giyiyorum
ardından birbirine dolaşmış saçlarımı
tarıyorum özenle
sonra tutam tutam örüyorum
yüzüm biraz daha belirginleşiyor
göz altlarım da ki morluğu
makyaj malzemelerinin yardımı ile kapatıyorum
sonra yanaklarıma pembemsi allık sürüyorum
kirpiklerime de rimel
dudaklarıma da renkli bir ruj değdiriyorum
ardından tırnaklarımı boyuyorum kırmızıya
aynadan kendime bakınca
hayata tutunuyor gibi görünüyorum
bacaklarıma jilet vuruyorum
temizliyorum hepten kendimi
sonra parfüm sıkıyorum
koku biraz güzel geliyor
ama ucuz parfüm, silinecek biliyorum
mutfağa ilerleyip bir tost yapıyorum kendime
midem bugün beni rahatsız etmesin diye
güzelce kahvaltı yapıyorum
ardından evden çıkmadan önce üstüme bir şal alıyorum
ayaklarıma topuklu ayakkabılarımı geçirip
apartmandan çıkıyorum
hava esiyor
çok değil ama biraz üşütüyor insanı
şalımı sarıyorum güzelce
ve telefonumdan buluşma yerini öğrenip varıyorum mekana
herkes birbiri ile sohbette
kahkahalar uçuşuyor havada
masa donatılmış
insanlar halinden memnun
beni görünce duruyorlar ve öpüyorlar
sarılmalar, hoş geldinler bitince bir sandalye çekip oturuyorum
halimi soruyorlar
çok şükür diyorum
bugün de yürüyorum yolumda
seni görüyorum her zamanki halinle
gözlerimiz buluşunca uzunca izliyorsun beni
bende göremediğim yüzüne hasretle bakıyorum
düşünüyorum
kendimi, seni, hayatı
aynı her şey
sıkıntı da bu
uçan kuşlar
rüzgarın sallandırdığı ağaçların dalları
uçuşan yapraklar
kaldırımdaki yapışık sakızlar
sokakta oynayan çocuklar
her şey yerli yerine
sen değilsin
sen olabildiğince dağınıksın bu aralar
fevrisin
kendinde değilsin
yıpranmış gibisin bu aralar
gömleğinin düğmeleri iliklenmeyi bekliyor
ayakkabının bağcıyı bağlanmayı
yüreğin sevgiyi bekliyor
bakışların sadakat
yüreğin umut
aklın özgürlük
sen biraz yıpranmış gibisin
kulağından kulaklık eksik olmuyor
ellerin hep  sigara ve kalem tutuyor
parfüm sıkmıyorsun
gerek de yok zaten
kokun yeterince açıyor nefesimi
yıpranmış ve yorgunsun
bu seni sevilir kılıyor
herkes sana hayranlıkla bakarken
sen kapatmışsın kapılarını
kapının deliğinden bakıyorum sana
açmıyorsun
geri dönüyorum
sende o umutsuz hayatının
son demlerini
yalnız,
huysuz

  • ve halsiz geçiriyorsun

9 Ağustos 2017 Çarşamba

solgun

yanlış yapıyorum
olabildiğince yanlış yoldayım
cümleler
kelimeler
harfler
beni yaralıyor
söylememem gereken şeyler söylüyorum
gitmem diyorum
gidebilirim
bilmiyorum
kafam dağınık bir şekilde oturuyorum
uykum var
gözlerimi açamıyorum
ama oturmak her şeyden daha iyi geliyor
balkon demiri çok kısa
ayaklarımı demire uzatıyorum
dışarıda çocuklar var
dokuz taş oynuyorlar
senin pencerene bakıyorum
perden açık yine
bilerek açıyorsun biliyorum
o yüzden gözümü ayırmıyorum
izliyorum bir süre saat on ikiyi beş geçince
yine geliyorsun
ışığın yanıyor
tek değilsin bu kez
biri var yanında
sarılıyorsun ona, öpüyorsun
sevgiye muhtaç gibi bakıyorsun ona
canımı acıtıyor
sonra beni görüyorsun
bu seni durdurmuyor
tersine
ilerliyorsun
göğüs kafesim beni bunaltıyor
nefes alamıyor gibi oluyorum
istesem kalkarım giderim bakmam
fakat
izliyorum gözümü kırpmadan
sen ise beni öptüğün gibi öpüyorsun onu
ilk saçlarından sonra boynundan ve sonra omzundan
sol omzundan.
saçlarını okşuyorsun
parmakların yanaklarında yuvarlak çiziyor
dudaklarında duruyor en son
ve onu öpüyorsun
yutkunuyorum
elimi yumruk yapmışım
tırnaklarım etimi kesiyor
belini kavrıyorsun sonra
ışığı kapatıyorsun
ve ben sabaha kadar
argın bir şekilde
gözümü odandan ayıramıyorum

6 Ağustos 2017 Pazar

ezinç

irkildim
uyanmışım meğer uykudan
kabustan ibaretmiş hepsi
ağlamışım uykumda
yastığımın üstü ve yanaklarım ıslanmış
çarşafım sıyrılmış
yastığım yere düşmüş
bedenim soğumuş, tenim ürkek bir hal almış
odam dağılmış
etrafı kolaçan ediyorum
çünkü sersem gibiyim bir kabus görmüşüm
dudağımın kenarında uçuk denilen şey belirmiş
saçlarım elime yüzüme yapışmış terden 
ve bacaklarım zayıf düşmüş
ayaklandım ve pencereye yaklaştım
camdan yansımama baktım bir süre
ardından mermere oturup bir sigara yaktım
gördüğüm kabusu bir kenara itip 
günlerce kafamı kurcalayan soruları düşündüm
işin içinden çıkamıyordum
gözlerim havada asılı kaldı
gökyüzü daha koyu bir hal aldı
binlerce yıldız vardı
muhtemelen ertesi sabah hava sıcak olacaktı
konudan konuya atlıyorum
öyle değil mi?
nedeni biraz bıkmışlık
her şeyden
rutin olan her şeyden
sıradanlıktan bıkmış olmam
mutlu olmak
üzgün olmak
sürekli bir hengame
sürekli bir ulaşma çabası
neye ulaşacağız?
sonu yok
bir şeyleri elde etmeye çalışıyoruz
önce mutluluk
sonra zaman
ardından kaybediyoruz
hepsi boşa
yaşamak
yaşama dair olan her şey boşa
ölüm var
mezar taşı var
toprak var işin ucunda
yaşadığım ne varsa ölüme teslim ediyorum hepsini

27 Temmuz 2017 Perşembe

gece soğuk ve ıssız

'ay gidiyor' diyorsun Ahmet ağabey
bu gece seni dinliyorum
içimin ortasına yük oturmuş
kalk diyorum oradan
beni dinlemiyor ve oturmaya devam ediyor
umutsuzluk var yarımda
diğer yarım boşluk
kaldırımda oturmuşum yoldan geçenleri seyrediyorum
hava rüzgarlı ve keyifsiz
bir taraftan soğuğu hissetmenin tadını çıkartıyorum
bir taraftan düşünüyorum
büyümüşüm mesela, on yedi yaşımı bitirmeye gidiyorum
çabuk büyümüşüm ama
söylemek istediğim çok şey var biliyor musun?
yutkunuyorum
biramdan bir yudum daha alıyorum
alkol içimi ısıtıyor bu soğuk havada
sorun şu ki
söylemem gereken tonlarca şey var ama ben susuyorum
konuşursam yanan o olacak
ben, o yansın istemiyorum
kendimi yakıyorum
çok konu var konuşulması gerekilen
ama ben ağzımı kilitlemiş oturuyorum
sen hiç anlatmak istediklerini bir bir ağladın mı ağabey?
ben çok ağlıyorum
belki de ağlamaya sığınıyorum ama engel olamıyorum
en sevdiğin insandan duymak istemediğin şeyler  duyuyorsun
söyleyemiyorsun demiştim ya
dilimi kasıp kavuruyor yalanlar
konuşsam artık hiçbir şeye gerek kalmayacak
ama susuyorum
susmak çare değil
susmak dibe batmak gibi
ve ben artık bitişe yaklaştığımı düşünüyorum
belki ben gidince düşüncelerimin bir manası olur onlar için
belki de ben gidince 
her şey daha güzel olur
varlığım bir şey ifade etmiyor ise
kalmamın bir manası yok öyle değil mi ağabey?
bir şeyler söylesene
bak gecemi senin sesine adamışım
bir iki kelam et benimle
sen de susarsan ne anlamı kalır gecemin
sana iyi geceler
ben sabaha sürünüyorum

25 Temmuz 2017 Salı

diğer yarımı, parçalarımı arıyorum

bir şeyler eksilir
bir şeylerin peşinden

soğuk rüzgar sırtıma vurdukça üşümüşüm
karnımda büyük bir sancı var
terlemeye başlamışım
önümde kağıtlar var
kimi dolu
kimi boş
kimi yırtık
kimi buruşuk
kimi kayıp
kalemim de ortalarına fırlatılmış
düşünüyorum
kendimi
küfrediyorum
ama bunu kağıda dökmek zor oluyor
deşarj oluyorum küfredince
bir bardak kahve, beş bardak çay içmişim düşünürken
çay çok içme diyor annem
kansızlık yapıyormuş
mumum söndükçe diğerini yakıyorum
mum da yakma diyor annem
astımın var ertesi gün nefesini alırken zorlanıyorsun
geç yatıyorum bu aralar
geç yatma yorgun oluyorsun üst üste, diyor annem
gülümsüyorum yüzüne karşı
yorgun değilim anne, diyorum
kızıyor bana içinden
dediğini yapmıyorum diye
ama yorgun değilim cidden
sadece pilim bitmiş
değiştirmek isteyince tükendiğini, ellerinde kalmadığını söylüyorlar
ben de bir şey diyemiyorum
pencereyi kapatmak için kalkmaya gücüm yok
odada sessizlik hakim
türkü açıyorum sessizlik bozulsun diye
Musa Eroğlu'dan
Telli Turnam eşlik ediyor geceme
kafam bir hayli bozuk
bir şeylerin farkına varabiliyorum
inanmak istemediğim şeylere inanıyorum
yıpratıyor beni
toparlanmam geç oluyor
toparlanmadan tekrar dağılıyorum
dedim ya
bir şeylerin farkına varabiliyorum
bu da beni fazla yıpratıyor

23 Temmuz 2017 Pazar

tütünsüz geçiyor gecelerim

oturuyorum bir akşam vakti
sıkıntılıyım biraz
geçecek, biliyorum
telefonuma not ettiğim yazılara giriyorum sebepsizce
bazıları aniden gelen yazma isteği
bazıları nefret, mutluluk veya hüzün ile yazılmış yazılar
diğerleri ise kulağımda asılı kalan birkaç cümle
mesela bir tanesi takılıyor gözüme
birkaç gün önce annemin izlediği bir filmden duymuş olmalıyım
şöyle yazıyor
çok sevince karşındakini, onun seni sevmesine gerek kalmıyor
sonra siliyorum notları
diğerlerine bile bakmıyorum
kafam o denli bozuk
en sevdiğim türküleri açıyorum, kulaklığımı takıyorum
ağlayacağım ya illa
adabına göre ağlayayım istiyorum
dolabı kurcalıyorum belki bir miktar alkole rastlarım diye
ama sodadan başka bir şey göremiyorum
sonra tuvalete giriyorum aynadan izliyorum kendimi
dudaklarımı ısırmışım, kızarmış
gözlerim dolmuş hafiften ama
en çok da kızarmış dudaklarımı izliyorum
bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibi
söylediklerini tam kavrayamıyorum
çenem sıkmaktan ağrı yapmış
yutkunurken boğazım acıyor
güçsüz olduğumu bir kez daha kendi kendime hatırlatıyorum
elimi yüzümü yıkıyorum
sonra yine bakıyorum kendime
göğüs kafesim yine bir haltlar yiyor
nefes alırken tıkanıyorum
bacağım titriyor istemsizce
birisi titreyen bacağımı durdursun istiyorum
birisi içimde atıyor olduğum çığlıklarla engel olsun istiyorum
birisi de çıkıp sen haksızsın desin
yanılmışım diyeyim
kendime kızayım
ama lütfen birisi artık gelsin
ve bana haksızsın desin

20 Temmuz 2017 Perşembe

ellerin elime değdiği zaman

Sevcan Orhan dinliyorum akşam vakti
balkonda yalnızım
'akşam olur karanlığa kalırsın' diyor Sevcan abla
gülüyorum
hayatında her duyguyu tadıyor insan
bunu düşüyorum oturduğum yerden
dışarıda çocukların cıvıltılı sesi düşüncelerime dalıyor arada
onlara bakıp gülümsüyorum
sonra devam ediyorum düşünmeye
çok dinine bağlı bir insan değilimdir
ama insana kaldırılmayacak yük verilmiyormuş
bunu bilir bunu söylerim
bir haftada beni büyüten şeyler oldu
boğazımda bıraktığım çok kelime var
yutkunuyorum sürekli
ne ilerlemeye halim var
ne de geriye dönüp bakmaya
oturmuşum sandalyeme
çekmişim dizlerimi kendime 
dışarıyı izliyorum
gökyüzüne gözlerimle bir şeyler anlatıyorum
ağaçların dalları sallanıyor
yapraklar birbirleri ile sevişiyor
ve ben kendime kızıyorum
hatalı mıyım bilmiyorum
hatanın kendisi benim belki de
çevreme var zararım
bir de sevdiğime
dizlerimi çekmişim kendime
düşünüyorum
geçenlerde
sabahın ilk vakitleri konuşurken dostumla
dost kelimesini bile az gördüğüm insanla
ağladım
çok ağlamışım
sarıldım ona
kimseye sarılmayı sevmem ben
ama ona sarılınca kendimi iyi hissettim
hafiflemiş gibiydim, içtiğim sigara altıyı geçmedi
güldürmeye çalıştı
birkaç anı anlattı kafamı dağıtmak için
sevdiği çocuğa seni seviyorum demiş pervasızca
güldüm
en azından birimiz dik duralım dedim
sırtımı sıvazladı
ayağa kaldırdı
hatırlayınca o anları gülümsedim
sonra yüzüme değip gıdıklayan saç tutamını
kulağımın arkasına sıkıştırdım
dizlerimi kendime çekmişim
sevdiğim adamı düşünüyorum
ne güzelmiş söylemesi
akşam üstü
güzel bir türkü eşliğinde
sevdiğini düşlemesi

19 Temmuz 2017 Çarşamba

şimdi kendimden epeyce uzaktayım

yanık türküler eşliğinde,
boğazımda bir duble sen,
bir duble yalnızlık vardı.
aklımda solgun hallerin,
bir köşede sen,
seninle yapacak çok şeyimiz vardı.
verdiğimiz çok söz,
sen gitmeseydin eğer.
sen gidince çok şey değişti.
ilk zamanlar gibi değilim,
artık saçlarımı örgü yapmıyorum.
korku var içimde,
sessizden bir tedirginlik,
dışarıda soğuk havaya karşı içiyorum.
göğüs kafesimde biri var sıkıyor tüm organlarımı,
ölüyor gibi oluyorum,
ama ölmüyorum.
aklımda solgun hallerin,
bir köşede sen,
seninle yapacak çok şeyimiz vardı.
suskun kalacaktık saatlerce,
birbirimize bakacaktık.
sen gidince çok şey değişti,
ilk zamanlar gibi değilim,
konuşamıyorum kimseyle.
sen varsın hep aklımda,
gittiğin için içiyorum
ama bir halta yaramıyor.
acı çekiyorum gözlerimi ne zaman kapatsam,
sen beliriyorsun gülümseyerek.
sensiz olan tüm zamana küfrediyorum.
aklımda solgun hallerin,
bir köşede sen,
seninle yapacak çok şeyimiz vardı.
bir binanın tepesine oturup,
karanlıkta izleyecektik İstanbul'u.
sonra dertleşecektik,
ağlayacaktık gözlerimizi buluşturup.
bira içecektik manzaraya rakip olup,
ben göğsüne yaslanıp kokunu içime çekecektim.
sen belimi kavrayacaktın,
saçlarınla oynayacaktım ufaktan.
sonra uykumuz gelecekti
ve ben koluna sarılıp gözyaşı dökecektim
ne olursa olsun beni bırakma diyecektim
seni kaybetme korkusu ile dilime dolanacaktı kelimeler
suskunlaşıp seni izleyecektim
gece böyle geçecekti
sonra bana bakıp tebessüm edecektin
asla bırakmayacağım diyecektin
ve ben mutluluğa şişe kaldırıp dudaklarınla buluşacaktım

18 Temmuz 2017 Salı

ayrıntılı düşünüyorum

"kafamın güzelliğini boşver, o senin güzelliğin."
saat gece dört buçuk.
kendimden uzaktayım.
geceni karanlığı var,
bir de müziğim.
yalnızım olabildiğince,
olabildiğince dipteyim.
duygu değişimi yaşıyorum bu aralar,
ne hissettiğimi,
ne yaptığımı bilemez gibiyim.
nedeni yok.
sadece bu hayata karşı kendimi,
fazlalık gibi hissediyorum.
durup dururken ağlıyorum.
buna son vermem gerek.
ama elimde değil.
kahkaha atılan ortamlarda bile
derin düşüncelere dalmış oturuyorum.
sevimsiz hayatta fazlalığım,
inkar edenleri geçiştiriyorum.

1 Temmuz 2017 Cumartesi

faydasız bir adamım

mahalle tenha, sokak lambası bize küs.
kısık gözlerim,
titreyen ellerim,
olay var bir takım.
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün.
bir bıçak yarası gerek ulaşmak için.
dert değil, şansım varsa yaşarım.
ilk kanayan dudağım, sonra burnum.
baş dönmesi ve biraz ter kokusu.
karşımda sen,
bakışların firar.
ellerim tutsak, göstermiyorlar sana.
sen karşı taraftasın, ulaşmak mümkün.
bakışların anlamsız,
seni anlamak imkansız.
acı çektiren aldığım darbeler değil,
hızlı adımlarla gidiyor olman.
kollarım uyuşuk,
bacaklarım beni taşıyamayacak kadar güçsüz.
sen karşıda yoksun, ulaşmak imkansız.
yokluğun ağırlık.
soğuk rüzgar ile baş başa bırakılıyorum,
arabanın egzozu siniyor üstüme.
toz, toprak, kan.
yatıyorum.
karşımda gökyüzü,
karşımda senin yüzün.
gözlerin parlak, gülüşün sarhoş ediyor insanı,
başımı döndürüyor.
saçların hareketleniyor rüzgarda,
burnuma kokun dökülüyor.
gözümü kapatmak istemiyorum,
istemsizce kararıyor görüntün.
ıssız sokakta yatıyorum,
kan var bolca.
sokağın kapıları kilitli,
kilit sende.
sen yoksun,
ben de çok durmam buralarda.

15 Haziran 2017 Perşembe

soğuk hava işleyecek kalbimize

kulağıma doluşan yaprakların hışırtısından mı,
yoksa pencereden giren soğuktan mı bilmiyorum.
haziran vakti çok üşüyorum.
tenim soğuğu çekiyor,
saçlarımın uçları kırık,
beklemekten yorulmuşlar.
bir de yerde sazım var,
telleri bükülmüş umutsuzluktan.
hiçbir şey eskisi gibi değil,
olmayacak biliyorum.
kafamda bir tek sen varsın,
yaşadıklarımız silinmiyor aklımdan.
hiçbir şey eskisi gibi değil,
olmayacak da biliyorum.
ellerim senindi
gözlerim de sevgim de.
ben gönlümü sana verdim.
bazen güneşin kadar ısıttın.
bazen bir ayazda kalırmış gibi üşüttün.
haziran vakti ölmek zormuş ya hani
öyle
yorgunum.

yokluğunda zaman geçmiyor

ellerim tütün kokuyor,
üstümde sadece sutyenim var.
pencerenin kenarına oturmuş,
sessizliği izliyorum.
saat sabahın beşi,
hava ölü gibi.
kafamda düşüncelerim var,
ceset gibi ağırlar.
yine örmüşüm saçlarımı, etrafımda peçeteler.
kaşım gözüm ağlamaktan kızarmış.
yanımda değilsin, mesafeler var aramızda.
deli gibi özlüyorum,
tartışmalarımızı bile.
o çok sarhoş olduğumuz zamanları,
ağlamaktan harabeye döndüğümüz günleri,
deli gibi özlüyorum.
normalde sarılmayı pek sevmem.
fakat sana sarılınca yüküm hafifliyor.
ve kokunun burnuma doluşmasını,
üstüme sinmesini seviyorum.
dizime uzanırdın ara sıra,
saçlarını ve yanaklarını okşardım.
avuç içlerimi öperdin.
seni izlemekten hiç usanmazdım.
her bakışımda farklı bir güzel gelirdin.
gözlerimin önünden silinmiyor gülüşün.
"çok güzel gülüyorsun."
bunu sana ne zaman söylesem terslerdin beni.
ah bir de benim gözümden görsen kendini.
sen her güldüğünde yeniden doğuyor gibi hissediyorum.
fakat yoksun şuan
sen gittiğinden beri sokak köpeklerine anlatıyorum derdimi.
sigaramı çakmak ile değil kibritle yakıyorum.
kitabımda kaldığım sayfanın kenarını katlamıyorum,
artık her defasında yeniden başlıyorum okumaya.

31 Mayıs 2017 Çarşamba

zor bir imtihan gibisin

"sen gidersen dertlenirim,
yaram büyür seninle,
gitme gitme"

hava soğuk,
sahilde oturuyorum.
dinlediğim türkü var yanımda,
ve git gide azalan biram.

gitmeyi düşüyorum.

terk edebilseydim bu şehri,
ilk senin sokağından başlardım.
sonra kapının önüne göz yaşlarımı bırakır,
ziline basar giderdim.
belki balkondan
belki pencereden uzatırdın kafanı.
ya da aşağıya inerdin.
arkamı dönüp gözlerimi son kez gözlerinle buluşturmak isterdim.
bu ölüme giden en kısa yol benim için.
sonra seni kendinle baş başa bırakır devam ederdim yoluma.
dişlerimi sıkardım kırarcasına,
çenemde büyük bir ağrı oluşurdu,
ağlardım köşeyi dönünce.
benim halimi görebilseydin eğer
acı ile bakardın yüzüme.
çaresizdim.
eğer bırakabilseydim seni ve İstanbul'u,
terk edebilseydim her şeyi,
buna cesaret edebilseydim eğer
ilk olarak kendimi terk etmekle başlardım.
çünkü yuvasına hasret bir kuş gibiyim sensizlikte.

18 Mayıs 2017 Perşembe

yaban gülü

araftayım.
yolum uzun, önüm karanlık.
göz yaşlarını takip ediyorum,
iyi değilim.
umrunda değil, olsaydı eğer burada olurdun.
tam burada, yanımda.
değilsin, getiremiyorum seni buraya.
bir insanın zorla beni sevmesini sağlayamam.
bu yüzden artık şaşırıyorlar halime.
yoldaki köpekler, gökteki kuş, eldeki sigaram.
şaşkınlıkla izliyorlar beni.
avare gibi dolaşıyorum etrafta,
bilinmezlik kaplıyor çevremi.
daralıyor gözümün gördükleri.
yaram var kapanmayan,
hep benimle.
bu yüzden kırgınlığım,
bu yüzden alışmışlığım.

2 Mayıs 2017 Salı

virane

"kalbime tünemiş kuşlar uçuştu,
cam kırığı gibi doldun içime"

müziği ilime kadar hissediyordum.
kadehler yerinden kalkıyordu.
masa kalabalıktı,
gürültü fazlaydı,
ben sessizdim.
kalkan kadehe şerefe der,
türkülerimi dinlerdim.
içerdim çok.
saymazdım ne kadar içtiğimi.
saydığımda başım dönerdi.

ama sen aklımdayken,
içmesi ayrı bir güzeldi.

yanımda olduğunu hayal ederdim.
rakı seninle sek de giderdi.
anason kokardı etraf,
sen de en çok anason sevmezdin.
üstüme sinmiş kokusu,
çıkmaz diye endişe ederdin.
senin yokluğunda su koyuyorum rakıma,
şalgam eksik olmuyor yanında.
camları açıyorum,
anason kokusu sinmesin istiyorum.
senin kokunun yanına.

25 Nisan 2017 Salı

fazla vaktim yok

uzak bir yer istiyorum,
çünkü betonların arasında ruhum körleşiyor.
herkesten, her şeyden uzak bir yer ama.
çünkü kirpiklerim kurumadan tekrar ıslanıyor buralarda.
kendi hayatımda kukla olduğumu biliyorum artık.
imkansızlıkların arasında umutla dolanmak garip geliyor.
bu saçma,
bu yalan.
kendimi kandırıyorum.
geceleri balkonda oturmak cazip gelmiyor artık,
ya da kafeini biraz daha arttırmak,
insanı öldürmüyor.
sadece nefes almak istiyorum.
odamın penceresinden kafamı çıkartmak yetmiyor,
artık dar geliyor balkonlar.
koşmak istiyorum.
ummadığım anda,
bilmediğim bir yerde koşmak.
düşeceğimi bilsem bile koşmak istiyorum.
çünkü varlığımı ancak böyle hissedebilirim, biliyorum.

24 Nisan 2017 Pazartesi

kış kasveti

bir yol var,
o yola ait değilim.
o yolun sonu mutluluk.
o yol benim değil, ben hariç herkesin.
yolda gözyaşları var,
yerde cam kırıkları,
kelimeler var asfaltta,
üstüne basılmış cümlelerin.
kenarda konuşanlar var, gülüşüp sarılanlar.
beni duymuyorlar,
artık sesim çıkmıyor.
zaten kimse de beni duymuyor.
nefret var az ileride,
kırgınlıklar,
kin kusmuş birileri birilerine.
onların üstünde gökyüzü var masmavi,
benim ise kara bulutlar.
onlara güneş dönmüş yüzünü,
bana yağmur yağıyor.
sebepsiz bir kasvet var havada,
yanaklarım hiç kurumuyor.
bir ses yankılanıyor beynimde,
hiçbir şey düzelmeyecek diyor,
hiçbir şey güzel olmayacak.
kovuyorum elimle,
ilerliyorum sessizce.
yanımda biri duruyor,
yüzünde maske,
elimi sıkıyor.
elim kanıyor.
maskesini çıkartacakken uyanıyorum.
elimde ıslaklık var,
gözüm kana çarpıyor,
nefesimin kesildiğini hissediyorum.

bu şehir girdap gülüm

gözlerimi büyük hüzünden kaçırıyorum.
nefret edilesi bir huyum var, çok ağlıyorum.
sardığım tütünlerin kağıtları bile acıyor halime.
annemin sevgisinin bitmişliği var üstümde,
babamın kenarda köşede sakladığı umutları.
ne yana dönsem çıkmaz, harabe sokak.
duygularım ise kayıp.
ıslak toprağa dokunuyorum hissedebilmek için,
göz yaşlarım sel, yüreğim özlem içinde.
gel desem gelmeyecek,
ne yapsam geri dönmeyecek.
tek çarem ağlamak, tek çarem uzanmak yanına.
buz gibi mezar taşı.
ıslak toprak kokusu var ellerimde.
neredeyim ben?
sen neredesin?
küfür gibi geliyor ölüm.
elim kolum bağlı yaşıyorum,
yaşamaya devam etmeye çalışıyorum.