9 Kasım 2017 Perşembe

halim

Cem Karaca'dan mavi liman dinlemekteyim.
ne duvarlar üstüme geliyor ne de yaş akıyor gözlerimden.
alışmak söz konusu, bir şeylere.
içeriden kahkaha sesleri yükseliyor,
herkesin keyfi yerinde.
odamda oturmuşum dizlerimi çekmişim kendime,
çenemi yaslamışım dizime, düşünüyorum.
bu her zaman yaptığım şey,
düşünmek.
iyi değil fazla düşünmek.
bu son diyorum kendi kendime.
bu son kavgan kelimelerinle,
artık indir kılıcını, bırak kalkanını.
düşünmenin de sonu.
sürüklenmek istiyorum çünkü,
kendimi sürüklemek değil.
belki de hepten yanlış yoldaydım.
belki de yanlış tercihler yaptım,
herkes hakkında.
belli ki yanlış tanımışım kendimi,
gözlerinden öpmem gerekirken dudaklarından öpmüşüm.
artık boş gülüşler bırakmak istemiyorum sohbetlere.
ya da isteksizce katılmak
artık susma vakti bence.
bence hepten kapanmış yollar.
boşuna kazmaya ne gerek var,
ne mecal.

29 Ekim 2017 Pazar

hoşça kal sonbahar

"herkesten ve her şeyden uzaklaşmaya ihtiyacım var."
titremesin diye ısırdım dudaklarımı,
kızardığına ve dolduğuna emindim gözlerimin
ama yine de inanmak istemedim
derin bir nefes alayım derken
titredi nefesim,
soğukta buhar oldu gitti.
sigaramın sonu gelmişti,
içemeden yere bıraktım izmariti.
yutkunmaya yeltendim, beceremedim.
boğazıma oturup oradan kalkmak istemeyen şey
canımı yakıyordu
konuşamıyordum en kötüsü,
bir harfe bakıyordu gözyaşlarım
ve hıçkırık dökülecekti dudaklarımdan,
istemedim.
bu kez ağlamak istemedim,
direndim olabildiğince.
yokluğun göğüs kafesimi acıtsa da
biraz üşüttü bugün beni
kazağımın kollarını çekiştirdim bileğime kadar
sakinleştim biraz
sonra dostumla göz göze geldim
konuşmamı bekliyordu,
sessizliğim onu korkutur gibiydi.
gözlerimi yerdeki izmaritlerden çektim
ve bu kez yutkunup başladım cümleme,
kelimeler ile savaşıma.
"hissiyatı çok boktan. anlatabileceğimi de emin değilim aslında.
her an. her dakika ya, inanabiliyor musun? her dakika ağlayabiliyorsun.
sonra toparlanıyorsun ardından tekrar aklına geliyor ve donuyor kalıyorsun.
seni görenler korkuyor çünkü yüzün asık, gözlerin şişmiş ve ruh gibisin.
makyaj yapmayı öğreniyorum bu sayede, bir iki sürüyorum boya yüzüme.
gece uyuyamıyorum ama.
çünkü rüyalarımda onu görmekten korkuyorum.
ya da uyanmaktan.
tırnaklarımı boyamıyorum ben mesela, biçimsizleşti.
kalem tutamıyor parmaklarım.
kalem barındırmıyorum bende çevremde,
kağıtta yok artık.
çünkü artık gerek kaldığını düşünmüyorum.
çünkü artık bir şeyler değişiyor.
yaşamaya dair her şey uçup gidiyor etrafımdan
artık yere dökülmüş yapraklara basıyorum,
ben yahu ben!
kötü bir insana dönüşüyorum ben.
kendi ellerimle kendimi boğuyorum sanki
ve beni kurtarabilecek tek insan yok artık.
gelmeyecek. duydun değil mi beni?
gel me ye cek.
kelimeleri telaffuz edemiyorum.
harflerden, kelimelerden, cümlelerden.
hepsinden uzaklaştım.
ben kötüyüm bu aralar,
benim yaşamaya mecalim yok.
düşüncelerimi kaldıramaz hale geldim."
öksürdü,
ellerini ısıtmaya çalışırcasına sıcak nefesini bıraktı avuçlarına.
"çaresizsin."

15 Ekim 2017 Pazar

bu yorgunluk geçici değil, gölgem gibi peşimde

gözümden akan yaşa bir şey söyler misiniz?
ne yeri ne de zamanı
ve şu dişlerimi sıkmak
hiçbir şeye engel değil
canım acıyor
kelimeler de uçuştu kafamdan
girdap çekiyor beni içine
sürüklenmeyi engelleyecek tek hareket bile yapmıyorum
yapsam bir etkisi olmayacak biliyorum
küfürler ediyorum içimden
zaman geçiyor
kimse yok
odada tekim yine
peçeteler yerde
birisi de elimde
sırılsıklam
yanaklarım üşütüyor ıslaklık
pencerenin kenarında duruyorum
hava buz kesiyor
tam penceremin önünde bir sokak lambası var 
ona takılıyor gözüm sonra uzakları izliyorum
odamın duvarlarına gölgeler yansıyor arabalar geçtikçe
yutkunuyorum
üstümdeki boğazlı kazak boğuyor gibi oluyor
çıkartıyorum
tenim üşüyor ama bu durum çok mühim değil
oturduğum yerden kalkmak ve uyumak istiyorum
fakat bunun için çok halsiz hissediyorum
pencereye doğru kafamı yaslayıp 
gözlerimi karanlığa yumuyorum

12 Ekim 2017 Perşembe

yaş on sekiz

iyi veya kötü çok şey yaşandı
beraber tırmandık dik yokuşları
yeri geldi sen
yeri geldi ben taşıdım sırtımda seni
birbirimize tutunduk düşmemek için
yağmurlar yağdı
birbirimize sığındık
beraber ıslandık
ailem oldun
sırdaşım
sırtımı yasladığım bir dağ
yeri geldi gölgem oldun
şiirlerimin öznesi oldun
kalemimin mürekkebi
müslüm babamın da dediği gibi
'geceme gündüz oldun'

seninle erken rastlaşmalıydık
yaşadığım her duyguda
aldığım her nefeste
bir adım ötemde hissediyorum seni

minnettarım
yapabildiğin
yaptığın her şey için
minnettarım
iyi kötü demeden bana bir bebek gibi baktığın için
iyi ki doğdun sevgilim
iyi ki doğdun güzel, küçük çocuk
yaş on sekiz
daha yeni başlıyoruz

9 Ekim 2017 Pazartesi

vakit geç olmuş

kafamı yasladığım duvar soğuktu
üşümüyordum gerçi
zamanında hastanenin soğuk zemini öğretmişti üşümemeyi
ya da koridorundaki sandalyeler
kıvrılıp uyurken üşümek diye bir şey yoktu
her akşam önünden ölen insanlar geçiyordu
uykusuz kalmayı
ya da uyumanın ne kadar gereksiz olduğunu
hayatın her anını yaşaman gerektiğini öğreniyordun
pek kaleme alınıp
kağıtlar harcanacak şey değil ölüm
yazmakla veya anlatmakla da olacak şey değil
yaşamadan bilinmeyen şey
pek aklına getirmek istemediğin ama
her karesi aklından da çıkmayan şey
önceden söylediğim gibi
kötülerin kalıp iyilerin gittiği bir dünyada
çok gariptir yaşam
çok garip

1 Ekim 2017 Pazar

iyiler gitmiş

eski bir ev
dolu olan anı
bir de küllük
rutubet sarmış
ama hoş bir koku var
üç beş kişi oturmuş koltuğa
matem var
göz yaşları
eski bir ev
dolu olan anı
küçük bir çocuk var
uçurtmanın ipi var elinde
yerlerde sürünüyor uçurtması
eski bir ev
dolu olan anı
çerçeveler var kırılmış
radyo cızırtılı
sene bilmem kaç
soba yanıyor
duman altı
eski bir ev
dolu olan anı
insanlar var
kalabalık
gürültü ve sessizlik bir arada
şu vakitten sonra
kelimeler anlamsız
ağlayabildiğim söylenemez
delirmenin yakınından geçiyorum
hayat pek de manalı değil artık
kötüler burada
iyiler gitmiş
pencereler açık
hava bozmuş
gök yitirmiş maviliğini 
kapıda bir ayakkabı var
hafızamda bir bıçak
keskin ağıt kokuyor ev
gaflete düşmüş gibiyim
biraz da üşümüş gibi

22 Eylül 2017 Cuma

hızlı geçiyor vakit

zaman geçiyor
zaman suallerimi dinlemeden geçiyor
kaldırımda oturup insanları izlemek kadar rutinleşti hayat
son zamanlarda dilimizi kasıp kavuran bir kelime var
alışmak
insanlara alışmak
duygulara
gidişlere
kayıplara
ayrılıklara
alışmak istemiyorum ama
başka çarem yok gibi
eskiler dün gibi aklımda
dinlediğimiz ilk şarkı
kulağımda yankılanıyor
pek bir manalı
gri
biraz buruk hissediyorum
diğer yarım yok gibi
yalnızım sanki
güvensizim
karşıdan karşıya geçerken çocukların eli tutulurmuş ya hani
sen tutardın benim elimi
korkmazdım
özgürdüm aksine
fakat şimdi sen yoksun
tek başıma geçiyorum karşıya
küçük bir kız çocuğu gibi
elimi tutsun istiyorum birisi